Yaşam yükü giderek ağırlaşıyor…

Hayat çekilmez halde…

Dertler şaha halkmış.

Etiketler korkulu rüya…

Gülmek unutuldu.

Borç batağında çırpınıyor insanlar.

''Ali'den al, Veli'ye öde'' formülü de işe yaramıyor artık.

Ali'de yok ki, ondan alıp Veli'ye veresin.

Kulak veren de yok feryatlara…

Vatandaş can derdinde,

Kimileri mal derdinde…

Siyaset ise ''O mu kazanır, bu mu?'' noktasında.

Ne zaman sonlanır bu çile?

Bu yokluk,

Bu ıstırap?

Duruma bakılırsa yanıt baba-oğulun diyaloğunda:

''Yoksulluk kaç gün sürer baba?
-40 gün Oğul!
-40 günden sonra zengin olur muyuz?
-Yok, Oğul, alışırız.''

Umut kırıcı ama hep öyle olmadı mı?

Ne umutsuzluklara, ne çaresizliklere alıştık bugünlere gelinceye kadar.

Yoklukla yoğurulduk,

Çaresizlikle harmanlandık…

Belimizi doğrultamadık bir türlü…

Vur ha vur…

Enflasyon almış başını gidiyor,

Konut kiralarındaki artış öyle,

Hırsızlıklar,

Cinayetler,

Şiddet eylemleri öyle...

Vatandaş ise çaresiz…

Bulsa bir liman o da gidecek.

Yok ama…

Olsun…..

Umut tomurcukları var geride…

Ne diyor Nazım:

''Düşmezse düşmesin yakamızdan ölüm,

Bizim de üstümüze güneş doğacak gülüm,

Gülüşüne bir kurşun sıksa da ölüm,

Unutma ki umuda kurşun işlemez gülüm.''

Büyük ustaya kulak vermek gerek.

Moral oluyor.