Türkiye'nin Ukrayna ile Rusya arasında bir anlaşmaya varılması durumunda İngiltere, ABD ve İtalya ile birlikte garantör ülke olmaya hazır olduğu açıklamaları üzerine kaleme aldığımız bu yazı dizisinde Türkiye Cumhuriyeti'nin Birinci Balkan Paktından ikincisine ve Bağdat Paktından NATO ve CENTO'ya (Bağdat Paktına) kadar 'garantörlük' konusunda yaşadığı tecrübeler üzerinde durduk...
Ve son olarak Kıbrıs Cumhuriyeti'nin iki eşit toplumun ortaklığına dayalı bir devlet olarak kurulmasının ardından Türkiye'nin Yunanistan ve İngiltere ile birlikte 'garantör' sıfatıyla bu devletin statüsünü korumakla görevlendirilen üç devletten biri olduğunu hatırlattık...
Kıbrıs devletinin statüsünün korunması, bir çok açıdan ülkemizi doğrudan ilgilendiren bir konu olması açısından diğer anlaşmalardaki garantörlüklerden farklıydı; çünkü Kıbrıs'ta yaşayan Türk halkının haklarının korunması insani bir konu olmanın yanı sıra ülkemizin güvenliği ve savunmasını yakından ilgilendiriyordu.
***
İşin ilginç tarafı, bu kez tehdidin kaynağı NATO müttefiki ve komşumuz olan Yunanistan'dı...
Türk-Yunan ilişkileri bu devletin Osmanlı devletinden koparak bağımsızlığını ilan etmesinden bu yana zigzaglı bir seyir izlemişti...
Bağımsızlığını, İngiltere ve Rusya'nın Osmanlı devleti üzerindeki baskısı sonucu kazanmış olan bu ülke, kurulduğu günden itibaren yayılmacı bir politika izlemiş ...
Balkan Savaşında Sırbistan ve Bulgaristan'la ittifak yaparak Osmanlı devletinin Balkanlardaki egemenliğine son vermiş...
Daha sonra Batı Anadolu toprakları üzerinde Yunanistan'a bağlı sözde özerk bir devlet kurmak amacıyla bölgeyi istila etmişti...
Bu nedenle Ulusal Kurtuluş Savaşımız askeri yönü itibariyle esas olarak Yunanistan'a karşı verilmişti.
***
Bu savaştan yenik çıkan Yunanistan ile Türkiye arasında daha sonra geçici bir barış dönemi yaşandı...
Ne var ki, 1950'li yılların sonlarında İngiltere'nin sömürge olarak yönettiği Kıbrıs'a bağımsızlık vereceğini açıklamasının ardından Yunanistan'ın Kıbrıs'ı ilhak hayalleri canlandı...
Sonunda ABD'nin sponsorluğunda üçü de NATO üyesi olan İngiltere, Yunanistan ve Türkiye, adanın iki toplumun eşitliği temelinde kurulan bağımsız bir devlet olması konusunda anlaştılar: ama Ada'daki Rum çoğunluğu elinde bulunduran Yunanistan bu anlaşmayı hiçbir zaman uygulamadı.
***
Bu anlaşmayı başından beri tanımayan EOKA örgütü de 1960'lı yıllarda Ada'daki Türkleri terörize etmek ve ülkeyi terk etmeye zorlamak amacıyla yeniden terör eylemlerine başladı...
Üç garantör devletten Yunanistan bu olayda kışkırtıcı ve örgütleyici pozisyondaydı...
Geleneksel olarak Yunanistan yanlısı bir politika izleyen İngiltere de kurucu anlaşmanın ihlali karşısında onaylayıcı bir sessizliğe bürünmüştü.
***
Bu durum karşısında Türkiye, 1964 yılında garantör ülke olarak anlaşmaların uygulanması amacıyla Kıbrıs'a çıkarma yapacağını açıkladı...
Normal olarak İngiltere'nin Türkiye ile birlikte hareket etmesi, ABD'nin de NATO'nun bütünlüğü adına Ada'nın statüsünü savunması gerekiyordu; ama tam tersi oldu...
ABD Başkanı Johnson, 5 Haziran 1964'te Türkiye başbakanı İnönü'ye gizli bir mektup yazarak askeri müdahalenin Kıbrıs Rum yönetimini destekleyen Sovyetler Birliği'nin Türkiye'ye müdahale etmesi sonucunu doğuracağını, NATO'nun böyle bir durumda Türkiye'yi savunmayacağını, dahası ABD'nin Türkiye'ye sağladığı askeri malzemenin bu müdahalede kullanılmasına izin vermeyeceğini bildirdi...
Türkiye de bunun üzerine garantörlük hakkını kullanmaktan vazgeçmek zorunda kaldı.
***
Toparlarsak...
Türkiye'nin bu olaya kadar garantör olarak imza attığı anlaşmalar ya siyasal koşulların değişmesi nedeniyle ortadan kalkmış...
Ya da Bağdat Paktı örneğinde olduğu gibi komşularımızla bizi savaşın eşiğine kadar getirmişti...
İlk kez ülkemizin güvenliğini doğrudan ilgilendiren bir garantörlük anlaşması imzaladığımızda ise tehdit sözde güvenliğimizi garanti edecek olan NATO üyesi bir müttefikimizden gelmiş...
Ve diğer NATO üyesi müttefiklerimiz elimizi kolumuzu bağlamışlardı.
(Devam edecek)