Bir önceki yazımızda İstanbul'da yapılan Rusya-Ukrayna görüşmelerinde Ukrayna tarafından önerilen 'Türkiye'nin garantörlüğü' meselesinin ülkemizde yeterince tartışılmadığına değinmiş...

Ve bu meselenin taşıdığı risklerin anlaşılabilmesi için yakın tarihimizde garantörlük unsurunu içeren dört anlaşmanın ilki olan Birinci Balkan Paktı üzerinde durmuştuk.

***

İkinci Balkan Paktı, aslında NATO ve onun Ortadoğu'daki uzantısı olan Bağdat Paktı ile bu paktın çöküşünün ardından kurulan CENTO ile birlikte ele alınması gereken bir pakttı...

Bunlar, her ne kadar ayrı ayrı anlaşmalar olsa da, siyasal açıdan bakıldığında birbirini bütünleyen tek bir pakt gibi ele alınabilir. Tarafların birbirlerine savunma garantileri verdiği bu paktlar, İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan 'soğuk savaş' ortamında Türkiye'nin kuruluş yıllarından itibaren izlenen dış politikanın temel ilkelerinin terk edildiği ve Türkiye'nin kaderinin ABD'nin liderliğindeki 'Batı Dünyası' ile birleştirildiği dönemin ürünleridir...

Bu paktların oluşmasına giden yolun kapıları, ABD'nin Sovyetler Birliği ve Çin tarafından desteklenen Kuzey Kore hükümetine karşı başlatttığı 'Kore Savaşı'na NATO'ya girmek isteyen Türkiye'nin de katılmasıyla açılmıştır.

***

Bu süreci anlayabilmek için Türkiye'nin Kore Savaşı'na katılma hikayesini kısaca da olsa hatırlamak gerekir...

İkinci Dünya savaşı sonuçlanıp dünya iki bloka ayrıldığında Uzak Batı'da Japonya'ya karşı birlikte savaş yürüten ABD ve Sovyetler Birliği'nin yolları ayrılmış, bu arada Kore'nin kuzeyi Sovyet ordusunun güneyi ise ABD ordusunun denetiminde kalmıştı...

Savaş sonrasında bu orduların Kore'den ayrılması gerekince, ülkede biri Sovyet, diğeri ABD denetiminde iki hükümet kurulmuş; dünyadaki kutuplaşma nedeniyle bu iki hükümet bir araya gelerek ortak bir hükümet kurma konusunda anlaşamayınca da olay kısa zamanda iki blok arasında yürütülen bir 'vekalet savaşı'na dönüşmüştü.

***

Türkiye'yi yöneten Demokrat Parti hükümeti, 1950 yılında başlayan Kore Savaşını askeri açıdan ne kadar önemli bir güç olduğumuzu tüm dünyaya göstermek ve böylece NATO'ya 'giriş biletini almak' için bir fırsat olarak gördü...

Kore savaşı sırasında 15 bine yakın Türk askeri en ön saflarda savaştı. 1953'teki ateşkese kadar geçen sürede 721 asker yaşamını yitirdi, 175'i kayboldu, 234'ü esir düştü ve 2147'si yaralandı... Bu kayıplarla Türkiye, Kore'de ABD'den sonra en çok kayıp veren ülke olarak tarihe geçti...

Sonuçta Türkiye NATO'ya kabul edildi!

***

Türkiye'nin NATO'ya alınmasına yol açan bir diğer etken de o yıllarda Yunanistan'da ABD ve İngiltere yanlısı hükümet ile Sovyetler Birliği yanlısı Komünistlerin yönettiği cephe arasındaki iç savaşın Hükümet güçlerinin galibiyetiyle sonuçlanmasıydı...

Bu olaydan sonra Yunanistan'ın NATO'ya alınması kararlaştırılmıştı; Ancak Yunanistan ile Türkiye arasında tarihten gelen sorunlar Atatürk zamanında oluşan dostluk ortamına karşın bir türlü çözülememişti. Yunanistan'ın tek başına NATO'ya alınması durumunda, başta Kıbrıs sorunu olmak üzere, bu sorunlar ileride NATO'nun güneydoğu kanadını zayıflatabilirdi...

Neticede Türkiye'de de bu ittifaka ne kadar yararlı olabileceğini Kore'de kanıtlamış 'dost' bir hükümet işbaşındaydı. Böylece 1952 yılında iki ülke birlikte NATO'ya alındı.

***

NATO üyeliğine kabul edilmemiz Türkiye'de genelde olumlu karşılandı. Ne de olsa Sovyetler Birliği II. Dünya Savaşı sonrasında Türkiye'den bazı taleplerde bulunduğu için 'düşman' statüsüne geçmişti...

ABD ise geçmişte İngiltere ve Fransa gibi ülkemiz üzerinde hegemonya savaşına girmediği için Türkiye'de 'dost bir ülke' olarak kabul edilmekteydi. Öyle ki, Ulusal Kurtuluş Savaşı döneminde Rauf Orbay gibi ünlü bir siyasetçi ve Halide Edip gibi ünlü bir aydın bile onu Türkiye'yi 'manda' (vekalet) yoluyla yönetebilecek ve 'medenileştirecek' olumlu bir güç olarak değerlendirmişlerdi...

Ancak biz ABD hakkında ne düşünürsek düşünelim, ABD'nin gözünde Türkiye bir 'doğu' ülkesiydi ve hep öyle kalacaktı! Nitekim daha sonra yaşanan olaylar da NATO'nun amacının bizim bağımsızlığımızı garanti etmek değil ABD'nin küresel egemenliğini korumak için bizi kullanmak olduğunu kanıtlayacaktı.

(Devam edecek)