Çağdaş Gazeteciler Derneği eski genel başkanlarından gazeteci Rahmi Yıldırım, Ankara'da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.
Yıldırım, 12 Eylül 1980 darbesinde politik kimliği ve darbeye karşı çıkması sebebiyle Türk Silahlı Kuvvetleri'nden ihraç edilen genç subaylardandı. Uzun yıllar yargılanan ve cezaevinde kalan Rahmi Yıldırım, yıllar sonra Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'ni kazanarak gazetecilik okudu.
Gazetecilik ve yazarlık kariyeri boyunca da örgütlü mücadelenin içinde yer alan Yıldırım, Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı olarak da görev yaptı.
Rahmi Yıldırım, kuruluşundan bu yana Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı'nda (UMAG) gazetecilik dersleri veriyordu.
Yıldırım bir röportajında cezaevlerinde tek tip kıyafet uygulamasına yönelik tepkisini şu sözlerle dile getirmişti:

"4 TAKIM ELBİSE YIRTTIM"
-Duruşmada tek tip kıyafetleri yırttıktan sonra atlet ve don ile kaldığınız o fotoğraf karesi herkesin aklında. O günü anlatır mısınız?
14 Ocak 1984 tarihinde Metris Cezaevi’ne baskın yapıldı. Tüm giysilerimiz alındı. Koğuşlarda atlet külot katı bırakıldık. 123 sanıklı THKP/C Üçüncü Yol davasının ilk duruşması 17 Ocak 1984 tarihinde yapıldı. Duruşma günü sabah 06.00’da koğuşlardan çıkartıldık. İşkence edilerek tek tip elbise giydirildi. Bu sırada dört takım elbiseyi yırttığımı hatırlıyorum. Tek tip elbise giydirildikten sonra cezaevi avlusuna atıldık. Saat 10.00’da duruşma salonuna götürüldük. Tam mahkeme heyeti salona girerken tek tip üniformaları yırtmaya başladık. Mahkeme heyeti yerini aldığında yırtma işlemi tamamlanmıştı. Deniz Teztel o sırada (sonradan sembolleşen) fotoğrafı çekmeyi başardı. Ama fotoğrafa yayın yasağı kondu. Yine de cezaevlerindeki zulmün aracı tek tip elbiseye karşı direnişi ilk kez kamuoyuna duyurmuş olduk. Mahkeme başkanı albayın emriyle salondan çıkarılıp, bilekler arkadan kelepçeli atlet külot katı cezaevi avlusuna atıldık. Ocak ayının ayazında hava kararıncaya değin cezaevi avlusunda titredik. Zaman zaman yangın hortumuyla ıslatıldık. Hava kararmaya başlayınca teker teker kıç falakasından geçirilip koğuşlara atıldık. O günkü falakanın fiziki acısı unutulacak gibi değil. 31 Ocak 1984 tarihinde ikinci kez salonda atlet külotla kalınca, mahkeme heyeti, duruşma inzibatını bozduğumuz gerekçesiyle yargılamanın sanıkların yokluğunda yapılmasına karar verdi, bir daha da duruşmalara alınmadık.”


