'Denge politikası'ndan söz ederken önce bir olguya bakmak gerekir:

Bu denge politikası, ekonomik ve siyasal olarak bağımsız bir ülkenin kendi çıkarlarını belirleyerek hayata geçirmeye çalıştığı stratejik bir plana dayalı olarak mı uygulanıyor, yoksa siyasal olarak bağımlı, ekonomisi zayıf ve kendi belirlediği politikaları hayata geçirme olanakları bulunmayan bir ülkenin çaresizliğinden mi kaynaklanıyor?..

Ülkemizin tarihine baktığımızda her iki tür denge politikasının da örneklerini görebiliriz.

***

Örneğin, II. Abdülhamid, '93 Harbi' olarak bilinen 1877 Osmanlı-Rus savaşında, Rus orduları Yeşilköy'e dayanınca mecbur kaldığı için alelacele İngiltere'ye çağrı yaparak İngiliz donanma gemilerini Marmara'ya çağırmıştı. Osmanlı'nın bu çaresizliğinden yararlanan İngiliz Başbakanı Lord Beaconsfield, gemileri Marmara'ya yollarken 'İngiliz vatandaşlarını korumak' bahanesiyle parlamentodan Gelibolu'ya çıkarma yapma yetkisi almıştı. Böylece İngiltere hem Rusya'nın sıcak denizlere inme yolunu kapatma hem de Hindistan yolu açısından önem taşıyan Doğu Akdeniz üzerinde bir kontrol sağlama imkanına kavuştu. Bunun üzerine Rus orduları İstanbul'a girmekten vazgeçti.

Ancak savaşın hemen ardından 1878 yılında imzalanan Ayastefanos Anlaşmasıyla Rusya, Osmanlı İmparatorluğu'nun Balkanlardaki topraklarının büyük bir bölümüne el koydu... Anlaşmaya göre Sırbistan ve Karadağ tam bağımsız iki devlet haline gelecek, Bosna Hersek, Osmanlı devletine bağlı kalmakla birlikte özerk bir yönetime kavuşacak, Romanya'nın bağımsızlığı onaylanacak, Topraklarını genişleten Bulgaristan ise sözde 'özerk' bir statüde olmasına karşın Rusya tarafından seçilmiş bir prens ve Ruslaştırılmış bir yönetim tarafından yönetilecekti...

İngiltere, 1853 Kırım Savaşında yenilgiye uğrattıkları Rusya lehine yapılan bu düzenlemeye hemen itiraz etti. Bu durum üzerine Abdülhamid yönetimi bir kere daha Rusya'ya karşı İngiltere'yi devreye sokarak Rusya'nın etkisini kırmaya çalıştı.

Sonuçta İngiltere'nin öncülüğünde toplanan konferansta kabul edilen Berlin Anlaşmasıyla büyük devletler arasında İngiltere ve Avusturla-Macaristan İmparatorluğu'nun çıkarlarını da hesaba katan yeni bir 'denge' sağlandı. Bu yeni anlaşmaya göre, Rusya etkisindeki 'Büyük Bulgaristan' planı terk edilerek Bulgaristan ikiye bölünüyor, Bulgaristan'ı yönetecek prensin seçiminde İngiltere de söz sahibi oluyor ve Osmanlı sultanına onaylama yetkisi tanınıyordu. Karadağ'a vaad edilen toprakların bir bölümü ise Bosna-Hersek'e bırakılıyor ve Bosna-Hersek'in yönetimi Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'na veriliyordu.

Bu yeni anlaşmayla İngiltere, Osmanlı devletine verdiği desteğin karşılığında Kıbrıs'ı elinde bulundurup yönetme hakkını elde etti. Böylece Hindistan yolu üzerinde Doğu Akdeniz'de önemli bir üs kazandı. Bunun yanı sıra ileride Kafkaslarda 'bağımsız' bir devlet olarak İngiltere'ye üs görevi görecek Ermenistan için Osmanlı sultanından 'reform' sözü aldı.

***

Vereceğimiz ikinci tür denge politikasının örneği ise II. Dünya Savaşı sırasında yaşandı...

Bu dönem üzerine dikkat çekici bir araştırma kitabı yayınlamış olan İngiliz tarihçi Edward Weisband, '2. Dünya Savaşında İnönü'nün Dış Politikası' başlıklı kitabının önsözünde söz konusu dönemde izlenen 'denge politikası'nı şu sözlerle anlatıyor:

'İkinci Dünya savaşı sırasında Türk dış politikasının hedefi, savaşa katılmadan Türkiye'nin toprak bütünlüğünü korumak oldu. Türk politikasının yönünü çizenler, yabancı askerleri Türk sınırlarından uzak tutarken Türk askerlerini de yabancı sınırlardan uzakta tutmaya yönelmiş bir tarafsızlık politikası izlediler. Türk önderleri, ne bir karış toprak vermeyi, ne de bir karış toprak edinmeyi düşünüyordu. Türkiye'yi savaşa sürükleyecek serüvenci bir macera izlememiş, bunun yerine 'Müttefik' (İngiltere-ABD-Sovyetler Birliği cephesi) ya da 'Mihver' (Almanya-İtalya-Japonya cephesi) zaferine karşı ağırlık olarak Türkiye'nin güvenliğini sağlamayı uygun bulmuşlardı. Türkiye'nin tarafsızlığı, bu bakımdan, küçük bir devletin bağımsız bir güç olarak kendisini saldırıdan koruyup, dev ülkeler arasında bir denge unsuru olma politikasının uygulaması olmuştur.'

(Devam edecek)