Sürekli hareket halinde olan, sorumluluklarını yerine getirirken zorlanan ya da kolayca dikkatini kaybeden çocuklar çoğu zaman “yaramaz” ya da “tembel” olarak etiketleniyor. Oysa bu davranışların altında sıklıkla Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) yatıyor. Akademik başarıdan sosyal ilişkilere kadar pek çok alanı etkileyen DEHB, isteksizlikten değil beynin çalışma biçimindeki farklılıklardan kaynaklanan nörogelişimsel bir durum olarak tanımlanıyor.

Uzmanlara göre DEHB büyük ölçüde genetik temelli. Beyindeki dopamin gibi kimyasal habercilerin işleyişindeki farklılıklar, dikkati sürdürmeyi ve dürtü kontrolünü zorlaştırabiliyor. Gebelik dönemindeki bazı riskler, erken doğum ve düşük doğum ağırlığı gibi çevresel faktörler de tabloyu etkileyebiliyor. Ancak aile içindeki tutumlar ve çevresel destek, belirtilerin şiddetini ve çocuğun başa çıkma becerisini doğrudan etkiliyor.

“DEHB’li olmak yaramaz olmak değildir”

DEHB; sadece yerinde duramamakla sınırlı değil. Kimi çocuk yoğun iç enerjisini yönetmekte zorlanırken, kimi dikkatini bir noktada toplamakta güçlük çekiyor. Dürtüsellik nedeniyle sırasını bekleyememe, sorular bitmeden cevap verme gibi davranışlar görülebiliyor. Uzmanlar, bu davranışların yaramazlık değil, beynin bilgiyi ve enerjiyi işleme biçimindeki farklılığın yansıması olduğuna dikkat çekiyor.

Zekâ notlarla ölçülmez

Düşük notlar ya da derste dalgınlık, çocuğun zekâ düzeyinin düşük olduğu anlamına gelmiyor. Aksine DEHB’li bireyler arasında yüksek yaratıcılığa ve hatta deha düzeyinde zekâya sahip pek çok örnek bulunuyor. İlgi duydukları alanlarda “hiper odaklanma” yaşayabilen bu çocuklar, doğru yönlendirildiklerinde büyük başarılar elde edebiliyor. Dünyanın en çok madalya kazanan olimpiyat sporcusu Michael Phelps’in çocukken DEHB tanısı almış olması buna en bilinen örneklerden biri.

Beyin eğitimiyle destek mümkün

Uzmanlar, DEHB sürecinde sadece sabır ve anlayışın değil, bilimsel destek yöntemlerinin de önemli olduğunu vurguluyor. Avrupa’da yaygınlaşan nörogeribildirim (neurofeedback) yöntemiyle çocukların beyin dalgaları izlenerek dikkat ve odaklanma becerileri geliştirilebiliyor. Beynin doğru çalışma biçimini öğrenmesini hedefleyen bu yöntem, çocukların potansiyellerini ortaya koymalarına yardımcı olabiliyor.

Uzmanlar, ebeveynlerin çocuklarını etiketlemek yerine anlamaya çalışmasının ve ihtiyaç duyduklarında profesyonel destek almalarının, çocukların hem akademik hem de sosyal hayatta daha güçlü bireyler olarak yetişmesine katkı sağladığını belirtiyor.

Kaynak: Haber Merkezi