Dinçer, kadınların ekonomik olarak özgürleşemediği bir düzende gerçek bir demokrasiden ve adaletten bahsedilemeyeceğini vurgulayarak, Türkiye’de kadın istihdam verilerinin ve yapısal adaletsizliklerin durumunu gözler önüne serdi.

"Ekonomik bağımsızlığı elinden alınan bir kadının yaşam hakkı mücadelesinden söz edilemez" diyen Dinçer, Türkiye’nin kadın istihdamı verilerinde OECD ülkeleri arasında son sırada yer aldığını hatırlattı.

“Nüfusun Yarısını Evde Oturtan Bir Ülke, Kalkınma Yarışında Nasıl Var Olabilir?”

TÜİK ve OECD verileri üzerinden Türkiye’deki mevcut tabloyu özetleyen Dinçer, istihdamdaki devasa uçuruma dikkat çekti. Erkeklerin yüzde 72’si iş hayatındayken kadınlarda bu oranın yarısına, yani ancak yüzde 36,8’e ulaşılabildiğini belirtti. Dinçer; “Üretime katılmak isteyen kadınlarımızın önü kesilmektedir; kadın işsizlik oranımız yüzde 39'lara dayanmış durumdadır. Nüfusun yarısını evde oturtan bir ülke, kalkınma yarışında nasıl var olabilir?” dedi.

“Kadın İstihdam Oranı OECD Ortalamasının 26 Puan Gerisinde”

Türkiye’deki kadın istihdamının OECD ortalamasının çok altında kaldığını ifade eden Dinçer şunları vurguladı: “Türkiye'de kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 41 seviyesinde kalırken, OECD ortalaması yüzde 67'dir. Yani Türkiye, gelişmiş ülkelerin tam 26 puan gerisinde yer almaktadır. OECD projeksiyonlara göre, eğer Türkiye bu 26 puanlık uçurumu kapatabilmiş olsaydı yani kadınları üretime dahil edebilseydik, kişi başına düşen gayri safi yurtiçi hasılamız (GSYİH) 2060 yılına kadar yaklaşık yüzde 17 daha yüksek olacaktı.”

“Son 5 Yılda 'Ailevi Nedenlerle' İşten Ayrılan Kadın Sayısı Yüzde 81 Arttı”

Sosyal devletin üstlenmesi gereken bakım sorumluluklarının kadınların omuzlarına yıkıldığı için işgücünden kopmak zorunda kaldıklarını belirten Dinçer, "Son 5 yılda 'ailevi nedenler' gerekçesiyle iş hayatından çekilen kadınların sayısı yüzde 81 oranında arttı. Bu ailevi nedenlerden kastedilen şey çocuk veya yaşlı bakımıdır. Yarım milyon kadın, sosyal devletin paylaşması gereken sorumluluklar yüzünden kariyeri ile ailesi arasında bir tercihe zorlanıyor ve evlere hapsediliyor. İş bulabilen şanslı azınlık ise aynı işi yaptığı erkeklerden daha az kazanarak ücret adaletsizliğiyle, yani açık bir ekonomik şiddetle boğuşuyor" dedi.

Anne Olmanın Bedeli: Çocuk Cezası

Nüfus artış hızındaki düşüşün ve genç ailelerin çocuk sahibi olmaktan kaçınmasının arkasında kadınlara yüklenen ağır faturanın yattığını ifade eden Dinçer, literatürde "çocuk cezası" olarak bilinen yapısal adaletsizliği şu verilerle açıkladı: “Erkekler için baba olmak kariyerinde bir sıçrama tahtası yaratırken, kadınlar için anne olmak adeta bir mesleki cezalandırmaya dönüşüyor. Hem Türkiye’de hem de AB genelinde erkekler çocuk sahibi olduğunda istihdama katılımı artarken, kadınlarda durum tam tersi işliyor. Türkiye'de çocuksuz kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 58 iken, 0-2 yaş arası bebeği olan annelerin yalnızca yüzde 27'si çalışabiliyor. Yani anne olunduğu an, işten kopma ihtimali iki katından fazla artıyor."

“Kadınların Üzerindeki Ekonomik Şiddete ‘Dur’ Demek İçin Sosyal Devleti İnşa Etmeliyiz”

İlk çocuktan sonraki 10 yıl içinde kaybedilen istihdamı ifade eden "çocuk cezası" oranının Türkiye genelinde yüzde 29 olduğunu belirten Dinçer şunları söyledi: “Yaşam maliyetlerinin el yaktığı metropollerde durumun felakete dönüşmüştür. İstanbul'da her 10 anneden 6’sı, sırf çocuk doğurduğu için 10 yıl boyunca işinden, kariyerinden ve emeğinden mahrum kalmaktadır. Bu düzeni değiştirmek, kadını ev içine hapseden ekonomik şiddete son vermek ve gerçek sosyal devleti inşa etmek zorundayız."

Muhabir: Nursel Dilek Manavbaşı