Kapitalist ekonomi, onu eleştirenlerin bir çoğunun umduğundan daha uzun yaşadı ve yaşamaya devam ediyor...
Bunu 'elastikiyet'ine borçlu...
Dünya ekonomisinin 'korona' günlerinin ardından yeni bir ayarlama gündeme gelecek gibi görünüyor...
'Büyük Ayarlama' (The Great Reset) olarak adlandırılan bu ayarlama, henüz tam olarak şekillenmiş değil...
O nedenle, önce onu ortaya çıkaran ihtiyacı anlamamız gerekiyor.
***
Bunun için ilk yapılması gereken kapitalizmin geçmişine kısa bir göz atmak....
Kısaca hatırlarsak...
14-15. yüzyıllarda gelişen 'ticari kapitalizm', 18. yüzyılda 'sanayi kapitalizmi'ne evrilmişti...
Daha sonra sanayi kapitalizmi de kendi içinde sürekli evrim geçirdi...
18. ve 19. yüzyılın buharlı makineler dönemi, 20. yüzyılın başlarından itibaren yerini elektrikli makineler dönemine ve bant sistemine bıraktı... Böylece 'Taylorizm' denen bir olgu ortaya çıktı, sanayi işçisi makinenin bir uzantısı haline geldi...
Ardından 20. yüzyılın ikinci yarısında bilgisayar ve elektronik makinelerin devreye girmesiyle 'sanayi devriminin üçüncü aşaması' denilen süreç yaşandı... Üretim sürecinde canlı emeğin yerini adım adım kol görevi gören basit robotlar almaya başladı...
İçinde yaşadığımız zaman dilimi, bu sürecin dördüncü aşamasına tanıklık ediyor: bilgisayarlar küresel ölçekte birbirine bağlanıyor ve 'akıllı bilgisayarlar' tarafından yönetilen sistemler oluşuyor... Bu sistemle yönetilen üretim süreçlerinde robot sistemi canlı emeği neredeyse dışlıyor.
***
Bu süreç, işin teknolojik yanı...
Bir de bununla birlikte gelişen ekonomik, siyasal ve toplumsal değişimler var...
Kapitalizm, ilk gelişme dönemlerinde önünde bir engel olan feodal sistemi ortadan kaldırmaya ya da kendine uydurmaya yönelmişti... İlk ticari girişimcilerin üslendiği, İspanya, Portekiz, İngiltere, Hollanda ve Fransa, okyanus deniz yollarını oluşturarak 'küresel' ticaretin yolunu açmışlar ve sömürge sistemini kurmuşlardı...
İkinci aşamada İngiltere, Fransa ve Hollanda serbest ticaretin şampiyonluğunu yapmışlar ve serbest ticaret sayesinde ilk büyük ticari tekelleri yaratmışlardı...
Arkadan gelen Almanya ve Rusya Orta ve Doğu Avrupa'da, Japonya, Uzak Asya'da ABD ise Amerika kıtasında kendilerine yer açmaya çalışırken tüm kapitalist ülkelerin birbirine girdiği bir dünya savaşına yol açtılar.
***
Bu savaş sosyalist bir devrim doğurdu...
Ne var ki, kapitalist ülkelerin en az gelişmiş olanında başarıya ulaşan bu devrim, sosyalist ideolojiye dayansa ve burjuva sınıfını ortadan kaldırsa da kapitalist ekonominin özünü oluşturan 'değer yasası'nı ortadan kaldıramadı...
Öyle olunca da kurduğu sistem, sosyal yönü son derece gelişmiş bir 'tekelci devlet kapitalizmi' üretti.
***
Birincinin rövanşı olan İkinci Dünya Savaşı sonrasında 'iki bloklu bir dünya' oluştu...
Bu bloklardan Sovyetler Birliği etrafında oluşanı, kendisini 'sosyalist blok' olarak adlandırdı...
Ancak bu bloktaki ülkelerin ekonomik sistemleri Sovyetler Birliği'nin tekelci devlet kapitalizminin karbon kopyalarından ibaretti.
***
Başlangıçta 'sosyalist blok' içinde yer alan, ancak devrimlerini kendi güçleri ile başaran ve bu nedenle 'milli menfaatleri' Sovyetler Birliği ile çelişen Yugoslavya ve Çin bu sistemi aşmaya yönelik çabalar içine girdiler...
Ama ne Yugoslavya lideri Tito'nun 'özyönetime dayalı sosyalizmi', ne de Çin'in lideri Mao'nun 'kültür devrimi'ne dayalı kırsal sosyalizmi beklenen sonuçları vermedi...
Neticede, onlar da 'sosyal tekelci devlet kapitalizmi' sisteminin varyasyonları olarak kaldılar.
***
İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD'nin önderliğinde organize olan 'kapitalist kamp'ta iki dünya savaşının yarattığı şokun ardından 'Keynescilik' adı verilen bir akım etkili oldu...
O zamana kadar serbest ticareti sistemin 'amentüsü' olarak benimseyen ekonomistlerden farklı olarak Keynes, ününü 1929 büyük bunalımını ve İkinci Dünya Savaşını öngörmesiyle duyurmuştu... Ona göre, kapitalist sistemin ülke içinde yarattığı toplumsal eşitsizlik ve gelir dengesizliği, dünya ölçeğinde yaratılmış olan sömürge sisteminin yarattığı durgunluk ile birleşerek üretimi emecek kapasiteyi ortadan kaldıracak; bunun sonucunda da er ya da geç tüm sistemi kilitleyecek genel bir bunalım doğacaktı...
Gerçi 1920'li yıllarda dönemin ekonomik teorisyeni ya da 'guru'su diyebileceğimiz August von Hayek önderliğindeki 'kurumsal' ekonomistler bu görüşü mahkum ettiler; ancak 1929 Büyük Bunalımı ve ardından çıkan İkinci Dünya Savaşı Keynes'i ve onun görüşlerini savunanları haklı çıkardı.
(Devam edecek)