Salgın nedeniyle uzun zamandır bir araya gelemediğim kadim dostumla yakınlardaki Seğmenler Parkı'nda buluşup, hasret giderdik.
Hava bir hayli serin olmasına rağmen park oldukça kalabalıktı…
Baharın son demlerinden yararlanmak isteyen aileler, çoluk çocuk parka doluşmuştu.
Yüzlerde maske…
Biz de öyleydik…
Boş bulduğumuz bankın bir ucuna ben, öteki ucuna da dostum yerleştik.
Hal-hatır sorma faslı, doğal olarak salgın konusunu sohbetin ilk sırasına taşıdı.
Can kaybına ilişkin son rakamlar, moralimizi bozdu.
Sözüm ona özlem gidermeye gelmiştik…
Hemen konuyu değiştirdik…
Daha doğrusu kadim dost değiştirdi…
Henüz üç yaşını yeni doldurmuş ikiz torunlarının yaramazlıklarından bahsederek girdi söze…
Maskesi yüzünü gizliyordu ama gülen gözlerinin ışıltılı parlayışından ne kadar mutlu olduğu kolayca anlaşılıyordu.
-''Oğlum ve gelinim geçen gün evin bazı ihtiyaçlarını almak için birkaç saatliğine bize bıraktılar ikizleri'' diye başladı söze.
''Bizimkilerin gizlice gittiğini fak eden minikler tam başlayacaklardı ki yaygaraya, bizim evin tam karşısına denk gelen binadaki yıkım çalışmaları geldi aklıma…
İş makineleri, yerine yenisi yapılacak binayı yıkıyordu…
Beton bloklar, iskambil kağıtlarından yapılmış evler gibi bir darbede yıkılıyordu.
Aldım yanıma ikizleri, salonun perdelerini açtım sonuna kadar, ardından da başladım aklıma gelenleri sıralamaya.
Onlar sordukça ben uydurdum aklıma gelenleri:
Şuraya bebekler için havuz, hemen yanına da salıncak…
Arka tarafta atlı karınca ve kaydırak…
Arada bir havuzda balıklar da olacak mı? Türünden yöneltilen soruları da sabırla yanıtlıyordum:
Tabii. Hem mavi hem kırmızı balıklar.
Zamanın ne çabuk geçtiğini kapının zilinin çalmasıyla fark ettik…
Gelen bizim çocuklardı…
Alış-veriş işlerini tamamlayıp tahmin edilenden de kısa sürede dönmüşlerdi.
Malum soru geldi hemen:
''Huysuzluk taptılar mı?
''Hayır'' dedim. Hem de hiç…
Oyalama taktiğini de söyleyince, oğlum ''Eyvah'' dedi…
Şaşırma sırası bana gelmişti?
Merakımı oğlum giderdi:
Şimdi her gelişlerinde vaat ettiğin havuzları, atlı karıncaları sorup, biz burada ne zaman oynayacağız? Diye hesap soracaklar…
Karşılıklı gülüştük…
Kış gelmeden yeniden buluşmak üzere anlaşıp ayrıldık.
Ama kafama yerleşen bir soru peşimi bırakmadı:
Minicik çocuklar vaatleri unutmuyor da koca koca insanlar nasıl unutabiliyor…
''Refah, mutluluk, herkese iş, herkese aş, bolluk, ucuzluk''
Hani nerede?
Keşke çocuklar, bu halleriyle büyük olsa…
Onlar unutmazdı…