Yaz gelip de termometreler 35'lere, 40'lara dayanınca Ankara'da yaşam adeta duruyor.

Özellikle de hafta sonları…

Romantik kafe-pastane buluşmaları için yollara düşen gençler de olmasa, sokaklar neredeyse bomboş kalacak.

Bir de zorunlu alış-veriş için marketlerin yolunu tutanlar var.

Ama onlarınki de seyirlikten öte bir anlam taşımadığından kısa sürüyor.

Alış-veriş olanağı son derece sınırlı olduğundan gidiş ve dönüş arasındaki süre de çok kısa…

Ekmek, bir de bulabilirse ucuzundan birkaç sebze…

Sıcaklıklar bunaltıcı seviyelere ulaşınca, insanın aklına da iyilikten-güzellikten nasibini almamış şeyler geliyor...

Boş cüzdanların yarattığı sıkıntı insanın çenesine vuruyor.

Bunaltıcı havanın yıpratıcı baskısı, içteki sıkıntının dışavurumunu kolaylaştırıyor.

Ama iyi niyetinden de taviz vermiyor.

Daralmasının nedenini yine meteorolojik durumlarda arıyor.

'Oflayarak ''Geçen yıllarda kavurucu sıcaklar bile bu kadar bunaltmazdı'' diye geçiriyor içinden…

Doğrudur…

Bunaltmazdı ama cehennem ateşine düşmüş gibi seni böylesine inleten yalnızca hava sıcaklığı değil ki!

Bu ıstırabın yaşanmasında asıl pay içinde bulunduğun ekonomik yangın.

Mutfağa düşen kor alev.

Ama anlat anlatabilirsen…

Koysunlar cüzdanına tomar tomar banknotları

Çeksinler altına bir de fiyakalı araba…

Aç klimayı, bas gaza…

Gör bak, ''yandım anam'' diye inleten sıcaklığı hissediyor musun?

Hele bir de tutturmuşsan hareketli bir parça:

Temmuz, Ağustos, Eylül her mevsimde durma gül
Hayat inan çok kısa belki çıkmayız yaza
Hayat inan çok kısa belki çıkmayız yaza
Boş vermişim, boş vermişim, boş vermişim dünyaya
Ağlamak istemiyorsan sen de boş ver dünyaya
Ağlamak istemiyorsan sen de boş ver dünyaya.

Sıkıntıyı, hep havalara bağlamamak gerekiyor…

Asıl sıkıntı cüzdanlarda…

Mutfağa düşen ateşte…

Bırakın ahlayıp ohlamayı…

Hadi siz de katılın koroya:

''Boş vermişim, boş vermişim…''