İnsan gençken arkadaşları, yakın dostları da genç oluyor.
Hep beraber yaşlanıyoruz sonra…
'Sonra işte yaşlandım' diyor ya Gülten Akın o bir roman kadar, 'roman kadar' ne demek romandan da uzun dizede…
Öyle işte…
Elbette yaşlanamadan eksilenler oluyor aramızdan...
Oluyor olmasına da, topraktan dallarına bahar yağmurlarının suları yürüyen güçlü ağaçların tek tük cılız yaprağının erken veda etmesi gibi onlar. Onlarla hüzünle vedalaşırken etrafınızdaki dalların hala yeşil, gür yapraklarla dolu olduğunu görüyorsunuz.
Yaşlanınca öyle mi?
Mevsim sonbahara dönmüşse vedalaşılan yaprak sayısı hızla artıyor…
Daha çok cami avlularında, cenaze törenlerinde karşılaşır oluyorsunuz dostlarınızla…
Yaşlandığınızı fısıldıyor kulağınıza her tören…
***
Yok yok, yaşlanıyor olmanın kederine kendimi kaptırıp sonbaharla birlikte melankolik duygulara sürüklenmiş falan değilim.
Aramızdan bir yaprağın daha savruluvermiş olması yazdırdı bana bunları.
Ankara'nın kültür ve sanat dünyasından bir yaprağın daha…
Eğitimci babanın eğitimci oğlu, Harun Ünlü.
Kastamonu – Çatalzeytin'in Paşalı Köyü'nde merhaba demişti yaşama.
Babası öğretmen olunca, tek bir ilkokulda başlayıp bitirimedi ilkokulu. Hacıreis, Epçeler, Kayadibi, Abana…
Topu topu 5 yıllık ilkokul eğitiminde dört ayrı yerdeki dört ayrı okul girdi yaşamına.
Dar gelirli birçok ailenin çocuğu gibi yatılı okul öğrencisi oldu sonra… Yüksek Okulu ise Samsun'da (Samsun Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilgiler Bölümü) okudu ve öğretmenliğe başladı.
Sıvas'ta, Gemerek'te, Gülnar'da, Karabük'te öğretmenlik yaptı.
Yüksek lisans için Ankara'ya geldi ve kaldı burada.
Kutludüğün Ortaokulu'nda (Mamak), İskitler Endüstri ve Meslek Lisesi'nde (Altındağ), Aydınlıkevler Ticaret Meslek Lisesi'nde (Keçiören), Hacı Ömer Tarman Anadolu Lisesi'nde (Çankaya) ve Fatih Sultan Mehmet Lisesi'nde (Keçiören) öğretmenlik yaptı.
***
Nice öğretmen tanıdık… Yeni kitapları, kitap ne demek gazete bile okumaktan uzak duran, kendini geliştirmeyen, müfredat çerçevesinde yılları yıllara ekleyerek emekli olmayı bekleyen nice öğretmen… Bırakın dünyamızın, kendi mesleğinin sorunlarına bile sırtını dönmüş nice öğretmen…
O onlardan değildi. Aynı zamanda da öğretmen örgütlenmesinde aktif görevler aldı.
Karabük'te öğretmenken Karabük Halkevi'nin kuruluşuna emek verdi. Ankara'da Eğitim-Sen Çalışma Grubu'ndaydı. Eğit-Der'de ne çok emeği var…
Sürekli okuyordu… Dahası yazıyordu. Şiirler yazıyordu. Ülkemizin ve dünyamızın sorunları üzerine düşünüyor, düşündüklerini yalnızca çevresiyle paylaşmakla yetinmeyip yazıya döküyordu. Kitaplaştırıyordu.
Bir aydınlanma meşalesi gibi yaşamaktı amacı.
Öyle yaptı.
Otuza yakın kitaba imza attı.
'Anneme Selam Söyleyin', 'Bir Kuşun Kanadındayım' şiir kitaplarındandır.
Belgesel olarak kaleme aldığı kitaplar da var:
'Aydaki Katran İzi', 'Eğitime Eylül Darbesi', 'Evlilik mi ııh', 'Siz Olsaydınız'.
Ve denemeler, öyküler:
'Ya Bizim Şehir', 'Şıracıdan Bozacıdan'…
Kültüre, sanata verdiği emeği yalnızca kitaplarıyla sınırlı değildi. Eğit-Der'in yayın organı olan abece Dergisi'nin beş yıl boyunca Yazı İşleri Müdürlüğü'nü yaptı.
***
Türkü dostuydu aynı zamanda… Saz da çalıyordu. Türkü söylerken apayrı bir coşku yaşıyordu.
Neylersin, önce sesi terk etti onu.
Söyleyemez olmuştu, konuşamaz… Ama yazmaya, yayımlamaya devam ediyordu.
Fotoğraf sanatçısı İbrahim Demirel'in atölyesinde, Sanat-Yapım'da karşılaşmıştık en son (3 Mart 2019). Nice dost bir aradayadık. Sesi onu terk ettiğinden, söyleşiye katılamıyor olmanın hüznüyle olmalı erken ayrılmıştı aramızdan.
Şimdi duran kalbinde alıp götürdükleri bir yana, yazıp yayımladıklarıyla yetineceğiz geride kalanlar olarak…