Cumhuriyet Bayramı nedeniyle ara verdiğimiz 'ABD kazandı mı?' başlıklı yazılarımızın ilkinde Donald Trump'ın politika sahnesine çıkması ve başkanlığa aday olmasının Arap Baharı'nın Suriye'de duvara tosladığı ve planın ters teptiği yıllara denk geldiğine dikkat çekmiş...

O yıllarda Rusya'nın güçlenmesinin ve Çin'in ABD'nin en büyük rakibine dönüşmesinin bu iki ülkeyi stratejik hedefe oturttuğunu, ancak taktik planda bu ülkelerden hangisine öncelik verileceği konusunda ABD'yi yöneten 'küresel elit' içinde bir uzlaşma sağlanamadığını söylemiştik.

Bu noktada, şu çok sözü edilen 'küresel elit' hakkındaki düşüncelerimizi de belirtmek bir zorunluluk haline geliyor.

***

Bu oluşumu anlayabilmek için 1961 yılına kadar geriye giderek ABD'nin o yıl görevi terk eden başkanı Eisinhower'in yaptığı veda konuşmasını hatırlamamız gerekiyor...

İkinci Dünya Savaşı yıllarında Müttefik Kuvvetler Başkomutanlığını yapmış olan, emekli olduktan sonra da ABD başkanlığı'na seçilen Eisinhower, o konuşmada, 'Endüstriyel askeri yapının devlette gayrimeşru tesir kazanmasına karşı tetikte olmalıyız. Böylesi yersiz bir gücün büyüme potansiyeli var ve bunda ısrar edecek. Bu ittifakın demokratik gelişimimizi ve özgürlüklerimizi tehdit edecek boyuta gelmesine izin vermemeliyiz' demişti...

Ancak bu uyarı, bir işe yaramadı ve o güç odağı giderek ABD politikasını olduğu gibi Batı dünyasındaki devletlerin politikalarını da belirler hale geldi.

***

Trump'a gelince...

Trump, aslında son zamanlarda dünyanın bir çok ülkesinde yaygınlaşan bir olgunun ürünüdür... Bu olgu, siyasetin erozyonu ve siyasetçilerin itibar kaybetmesinin yarattığı bir 'vakum'un siyaset dışı figürler tarafından doldurulması olarak nitelenebilir. Günümüzde bir çok ülke bu tür 'figürler' tarafından yönetilmektedir...

Ancak bütün bunlara karşın bu siyasal figürlerin yönetim güçleri sınırlıdır.

***

Örneğin İngiltere Başbakanı Boris Johnson, aslında bir gazetecidir...

Ülkemizde kurtuluş savaşı sırasında yazdığı düşmanca yazılar nedeniyle zaferden sonra linç edilerek öldürülen, o yıllarda bir ara İçişleri Bakanlığı da yapmış olan Ali Kemal'in torunu olan Boris Johnson, halen İngiltere gibi siyasal muhafazakarlığı ile ünlü bir ülkede bütün alışılmış kalıpları kırmasıyla tanınıyor. Çizdiği siyasal zigzaglar sırasındaki çelişkili sözleri nedeniyle Avrupa Komisyonu Başkanı Juncker, kendisini yalancılıkla suçluyor...

Ancak yine de örneğin Brexit konusunda aklına eseni yapamıyor.

***

İtalya'da hükümetleri belirleyen Beş Yıldız Partisi'nin lideri Beppe Grillo, bir komedyen, daha doğrusu bir palyaçodur...

Yaptığı televizyon şovlarıyla ünlenmiş, parti olmayan bir parti olarak 'Beş Yıldız'ı kurmuştur. Bu parti günümüzde İtalya'nın en büyük partisidir...

Ancak İtalya daha önce neyse o olmaya devam ediyor.

***

Fransa'da iki yıl öncesine kadar kimsenin tanımadığı Emanuel Macron, Cumhurbaşkanı olmadan önce ünlü banker Rotschild'in kurduğu bir bankada satış müdürüydü...

Daha sonra Holland'ın ekonomi danışmanlığını yaptı. Cumhurbaşkanlığı için yarışacak politikacıların tümü skandallar nedeniyle itibarlarını yitirince 'Yürüyelim' adıyla parti benzeri bir hareket yarattı ve cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu...

Ancak vaadlerinin hiçbirini yerine getiremiyor.

***

Ukrayna'nın yeni devlet başkanı Vladimir Zelenskiy de genç bir komedyen...

Televizyonun en popüler dizilerinden biri olan 'Halkın Hizmetkarı' dizisindeki rolünü iyi oynadığı için halkın isteğiyle politikaya girdi ve başkan oldu...

O da şimdilerde ABD'nin yazdığı senaryoda kendisine verilen rolü oynuyor.

***

Örnekleri çoğaltabiliriz, ama Trump'la başladık, onunla bitirelim...

Trump, kuleler dikmesiyle ünlü bir müteahhitti...Bir ara televizyonda bir program yaptı. O programda işe aldığı adamları sınavdan geçiriyor, beğenmediklerini 'işten atıldın' diyerek programdan çıkarıyordu. O da bu programla tanınarak dünyanın en güçlü ülkesinin başkan koltuğuna oturdu ve o günden bu yana en yakın adamları da dahil herkesi işten atmakla meşgul!..

Yine de ABD'nin 'yerleşik' kurumlarına egemen olamıyor ve çizgiden çıkarsa koltuğunu kaybetme korkusuyla yaşıyor.

***

İşte 'küresel elit' dediğimiz şey, böyle bir güç...

Ne var ki onun içinde de zaman zaman görüş ve çıkar ayrılıkları olabiliyor...

Günümüzde ABD içinde yaşanan siyasal kavganın temelinde de bu tür çelişkiler yatıyor.

(Devam edecek)