Bir haber:

'Anıtkabir'i bu yıl ocakta 226 bin 589, şubatta 211 bin 83, martta 282 bin 263, nisanda 650 bin 165, mayısta 533 bin 918, haziranda 403 bin 949, temmuzda 464 bin 142, ağustosta 388 bin 496, eylülde de 281 bin 583 kişi ziyaret etmişti. Böylelikle 2019'ın ilk 10 ayında Anıtkabir'e yapılan ziyaret sayısı 4 milyon 631 bin 480'e çıktı.

'Sözcü gazetesinden Deniz Ayhan'ın haberine göre Anıtkabir'e son yıllarda yabancılar tarafından yapılan ziyaretlerde de büyük artışlar yaşanıyor. 2016 yılında 86 bin 486, 2017'de 180 bin 803, 2018'de 280 bin 341 yabancı uyruklu ziyaretçi Anıtkabir'e gitti. 2019 yılının ilk on ayında bu sayı 309 bin 491 oldu. Böylece bugüne kadarki rekor kırılmış oldu.'

Yarın 10 Kasım...

Atatürk'ü yitirdiğimiz gün...

Hiç kuşkusuz yine toplumun her kesiminden yüz binlerce insan Anıtkabir'e koşacak ve onu bir kez daha özlemle anacak.

***

Bu rakamlar bir gerçeği kanıtlıyor...

Atatürk sevgisi, onun ölümünden 81 yıl sonra bile bir çığ gibi büyüyor...

Yalnız Türkiye'de değil, tüm dünyada bu böyle.

***

Peki, bu işin sırrı ne?..

Neden yıllardır düşmanlarının son derece yaygın propagandaları etkili olamıyor?.. Neden insanlar onu ölümünden 81 yıl sonra bile özlemle anıyor?

Bunun sebebi, Türkiye'yi istila etmek için savaşan Yunanistan'ın başbakanının onu Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterirken yazdığı mektupta belirttiği gibi, 'Hukuk ve dinin birbirine karıştığı dini bir rejim altında yaşayan, çöküş halindeki bir imparatorluğu tamamen hayat ve canlılık dolu modern bir ulus devlete dönüştürmüş olması.'

***

Saad El Acmi isimli Kuveytli bir yazar, Şarku'l Avsat gazetesinde yayınlanan 'Türkiye'nin Cumhuriyet Bayramı' başlıklı yazısında bu gerçek üzerinde dururken şu çarpıcı ifadeleri kullanıyor:

'Bütün Türkiye, her yıl 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı kutlar. Bu yıl, 96. yıldönümü kutlanan Cumhuriyet Bayramı geçen salı gününe denk geldi. Bütün Türkiye'de büyük bir coşku ile kutlandı.(...) Bu önemli günde ülkenin bütün siyasi liderleri ve cumhurbaşkanı, cumhuriyetin kurucusu olan ve Türklerin kendisine Atatürk lakabını (soyadını) verdikleri Mustafa Kemal'in gömülü olduğu Anıtkabir'i ziyaret ederler.(...)

'Arap milliyetçiler ve İslamcılar özellikle de Müslüman Kardeşler, Mustafa Kemal Atatürk'ü kelimenin tam anlamıyla şeytan olarak görürler. Onlar için Atatürk, hain, Yahudi ve Batılıların işbirlikçisidir. Halifeliği, dolayısıyla İslam'ı ortadan kaldırmayı, Müslümanları bölmeyi, Filistin'i işgal etmeyi amaçlayan küresel komplo ve plan çerçevesinde Osmanlı Hilafeti'ni ortadan kaldırmak için görevlendirilmiş bir ajandır. Bu garip, saçma ve yüzeysel komplo söylemi böyle sürer gider.

'Ne kadar ilginç. Bunlar neden başkalarının tarihini yazmak istiyorlar? Bu kişiler neden başka halkların kahramanları olarak gördükleri kişileri şeytanlaştırmaya, reddettiklerini ise melek gibi göstermeye çalışıyorlar? Bu nasıl bir kibir ve nasıl bir ahmaklıktır? Bu kişiler, Türklerin tarihini ve kahramanlarını nasıl onlardan daha iyi bilebiliyorlar? Türkler, Atatürk'ü ülkelerini bölünmekten ve Batılı ordulardan kurtaran kahraman olarak görürken bunlar Batı'nın ajanı olarak görüyorlar.'

Acmi yazısını şöyle sonlandırıyor:

'Tarihimiz yalanlar ve safsatalar ile dolu. Hatta bugünümüzü bile cahiller ve diktatörler yazıyorlar. Buna rağmen başkalarına gerçek kahramanlarının kim olduğunu öğretmeye kalkışıyoruz. Bana göre bu ahmak kimselerin çabalarını, gerçeğin tek sahibi olduklarına dair hastalıklı anlayışları çerçevesinde anlamak mümkün.(...) Başka ulusların tarihini yeniden yazmak için böyle beyhude yere çabalamak yerine kendi tarihimizi gözden geçirmemiz, büyük yalanlardan ve safsatalardan arındırmamız daha iyi olmaz mı? Aramızdan bazılarının, başkalarını ve tarihlerini kendilerinden daha iyi bildiklerini zannetmeye devam etmeleri ahmaklık ve budalalıktan başka bir şey değildir.'

Bir sonraki yazımızda yaklaşık yüz yıl önce Kurtuluş Savaşı Ankara'sını ziyaret eden ve oradan aynı duyguları paylaşarak ayrılan bir Fransız gazeteci/yazardan söz edeceğiz.

(Devam edecek)