Söyleşi, Lokman Hekim Akay Hastanesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Prof. Dr. Celil Göçer, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı dönemindeki darüşşifalardan yola çıkarak geçmişte hastaya ve tedaviye yaklaşımın nasıl şekillendiğini aktardı.

DARÜŞŞİFALARLA SAĞLIKTA YENİ DÖNEM
Anadolu Selçukluları dönemindeki sağlık yapılarının gelişimine değinen Prof. Dr. Celil Göçer, darüşşifaların eğitimle birlikte şekillendiğini belirtti. Göçer, dönemin sağlık ve eğitim anlayışını şu sözlerle anlattı: “Selçuklular zamanında darüşşifalar kurumsallaşmaya başlıyor. Bilinen 7 civarında darüşşifa var. İlk kurulanı Gevher Nesibe. Sivas Darüşşifası, Çankırı ve Tokat’ta Yağıbasan Medresesi var. Devleti kurarken eğitim kurumu kuruyorlar. Çünkü nitelikli nüfus yetiştirmeleri lazım. Çünkü bilgi en büyük güçtür. Dolayısıyla 13. yüzyıldan itibaren kurumsal manada şifahaneler gündemimize geliyor.”

Whatsapp Image 2026 09 24 At 08.53.32 (2)

HEKİMLİKTE İNSANİ NİTELİKLER ÖNE ÇIKTI
Geçmişte hekimlik için yalnızca bilgi ve eğitimin değil, insan ilişkileri ve kişilik özelliklerinin de dikkate alındığını belirten Prof. Dr. Celil Göçer, bu yaklaşımın dönemin metinlerinde yer aldığını söyledi. Göçer, hekimlerde aranan özellikleri şöyle sıraladı: “15-16. yüzyılda bununla ilgili metinler var. Kimler hekim olmalı diye yazmışlar. Sabırlı olsun, hastayı dinleyebilsin, güler yüzlü olsun, karşılık beklemeden insanlara yardım edebilen bir karakterde olsun diyor. Mümkünse varlıklı aile çocuğu olsun diyor. Burada amaç, hastayı para kazanma dürtüsüyle istismar etmesin demek.” dedi.
Göçer, aynı dönem metinlerinde hastaların mizaçlarına göre tedavi edilmesinin de ele alındığını belirterek, kişilerin farklı özelliklerinin tedavi yaklaşımında dikkate alındığını ifade etti. “Çok sayıda nebatat var diyor, çok fazla sayıda maraz var diyor. Siz kişiyi mizacına göre tedavi edin diyor. Herkesin mizacı farklı mı? Farklı. Yani parmak izi gibi bir şey. Bugünkü anlama baktığımızda bireyselleştirilmiş tıptan, akıllı ilaçtan bahsediyor.” ifadelerini kullandı.

ŞİFAHANELER HASTANIN İHTİYACINA GÖRE ŞEKİLLENDİ
Şifahanelerde hastanın tedavi sürecindeki ihtiyaçlarının mimariyle birlikte düşünüldüğünü belirten Prof. Dr. Celil Göçer, bu yaklaşımın günümüzdeki branş hastaneleriyle de benzerlik taşıdığını söyledi. Göçer, hastanın kendisini şifa bulacağı bir ortamda hissetmesi gerektiğini vurguladı: “Şifahanelerde özel mimariyle yapılmış yapılar var. Çünkü hasta kişinin ihtiyacı olan ortam farklıdır. Eğer karanlık bir ortama, penceresi küçük bir alana onu hapsederseniz içi daralır. Şifa bulacağı bir yere geldiğini düşünerek gelmesini tercih ederim ben hastalarımın. Bugün psikiyatri hastanesiyle onkoloji hastanesinin, ürolojiyle genel cerrahi hastalarının ihtiyaçları da farklılık arz ediyor.” dedi.

Whatsapp Image 2026 09 24 At 08.53.32 (1)

HASTA ONAMI GEÇMİŞTE DE KAYDA GİRDİ
Osmanlı dönemindeki sağlık uygulamalarına ilişkin örneklerin şer’i mahkeme kayıtlarında yer aldığını belirten Prof. Dr. Celil Göçer, hasta onamının yanı sıra hekimin yetkinliğinin de önemsendiğini söyledi. “Şer’i mahkeme kayıtlarında müthiş örnekleri var. Tabibin bu işe ehil olduğuna dair bir yetkinlik veriliyor. Bu yetkinlik de kolay kazanılmıyor. Eğitimini ve pratik bilgisini tamamladıktan sonra bu işi yapabilecek kapasitede olduğuna dair yetkilendiriliyor.”
Hekimin müdahale öncesinde hastayı süreç hakkında bilgilendirdiğini aktaran Göçer, olası sonuçların da kayıt altına alındığını belirtti. “Kişiye şahit huzurunda hastalığı, cerrahi dışındaki tedavilerle iyileşmeyeceğini ve cerrahi müdahalenin kaçınılmaz olduğunu anlatıyor. Olabilecek komplikasyonlar da anlatılıyor ve imza altına alınıyor. Daha sonra ölüm veya sakatlık gibi durumlar mahkemeye taşınıyor. Şer’i sicil kayıtlarında bunlar var.” dedi.

ANKARA’NIN SAĞLIK HAFIZASINA DİKKAT ÇEKTİ
Konuşmasının sonunda Ankara’nın sağlık geçmişine de değinen Prof. Dr. Celil Göçer, kentteki sağlık kurumlarının taşıdığı hikâyelere dikkat çekti. Göçer, Ankara’nın sağlık hafızasının kentin kültürünü tanımaya da katkı sunduğunu ifade etti: “Ankara Tıp, Hacettepe, Gazi, Lokman Hekim var ve bunlar binlerce hastaya şifaya vesile olmuş. Çok hikâyeler var. Bu hikâyeleri öğrendiğimiz, geçtiğimiz yollardaki sokak ve cadde isimlerinin, kurumların hikâyelerini bildiğimiz sürece Ankara’da geçirdiğimiz vakitten daha fazla keyif alacağımızı düşünüyorum.” dedi.

Muhabir: Melahat TAŞ