12 yaşında başladığı mücevher sanatında yedi farklı ustadan eğitim alan Erol Erdoğan, bugün kendi tasarımlarını ve koleksiyonlarını üreterek sanatını sürdürüyor. Geleneksel el sanatlarının son temsilcilerinden biri olan Erdoğan, el emeğine dayalı zanaatların gelecek kuşaklarda da yaşatılması için çalışmalarına devam ediyor.

"25 YILDA ÖĞRENİLEN BİR SANAT"

Erol Erdoğan, farklı ustalardan aldığı eğitimle kendi sanat anlayışını oluşturduğunu ve bugün Ankara Kalesi'nde özgün mücevher tasarımları üretmeye devam ettiğini belirtti. UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı unvanı için değerlendirme sürecinde olduğunu belirten Erdoğan, geleneksel el sanatlarını yaşatmayı hedeflediğini ifade etti.

Erdoğan, şunları söyledi: "Ankara Kalesi'nde mücevher sanatıyla ilgileniyorum, Sadekârım ve aynı zamanda ustayım. Kendi tasarımlarımı ve çizimlerimi kendim yapıyorum. Yaklaşık yedi ustanın yanında eğitim aldım. Dördü Ermeni, üçü Türk ustaydı. Bir tek ustanın yanında değil, farklı ustaların yanında uzun yıllar çalışarak sanatımı geliştirdim. Benim yaptığım sanat aslında 25 yılda öğrenilen, içinde yaklaşık 13 farklı mühendislik barındıran bir iş. Beş yıldır kendi koleksiyonumu hazırlıyor, Ankara Kalesi'ndeki mağazamda üretmeye devam ediyorum. Şu anda UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Kurulu'nun değerlendirme sürecindeyim. Kabul edilirsem hem devlet sanatçılığı hem de UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı unvanını alacağım. Ustalık ve usta öğreticilik belgelerim var. Yaklaşık altı çocuk yetiştirdim, yetiştirmeye de devam ediyorum. Ağırlıklı olarak geleneksel el sanatları ve Anadolu medeniyetleri üzerine çalışıyorum. Yaptığım bütün eserlerde geçmişten bir iz taşımaya özen gösteriyorum. Bu serüveni güzel bir eğitim alanı açmadan bitirmeyeceğim. Orada da eğitimlerime devam edeceğim.”

12 YAŞINDA BAŞLADIĞI YOLCULUK USTALIĞA UZANDI

Erdoğan, mesleğe başlama hikâyesini şu sözlerle anlattı: "Disleksi problemi olan bir çocuktum. Çocukken sürekli bir şeyleri söküp incelerdim. O dönem bu durum pek bilinmiyordu. Çalışmaya karar verdim ve 12 yaşında bir kuyumcunun yanında çırak olarak başladım. O gün yazı tura farklı gelseydi belki de bu sanatı hiç öğrenemeyecektim. Yıllar içinde işin derinliğini keşfettim. 16 yaşında ustalığa ulaştım. Daha sonra büyük firmalara ve mücevher markalarına özel tasarımlar ile kişiye özel koleksiyonlar hazırlayarak mesleğime devam ettim.”

"İYİ BİR USTA OLMAMA RAĞMEN YENİDEN ÇIRAK OLDUM"

Yaşadığı zorlu sürecin ardından mesleğine farklı bir bakış açısıyla yeniden başladığını belirten Erdoğan, tasarım yönünü geliştirmek için yeniden çırak olmayı göze alarak bugün yalnızca Türkiye'ye değil, yurt dışındaki butik mağazalara da özel koleksiyonlar hazırladığını söyledi. Erdoğan, bu süreci şu sözlerle anlattı: "Tasarımlarımla yeni bir yolculuğa başladım. İyi bir tasarımcının yanına gidip 'Ben yeniden çırağım, bana çırak maaşı verin' dedim. İyi bir usta olmama rağmen yaklaşık 10 yıl önce her şeye en baştan başladım. Bugün tasarımlarım çok daha farklı bir noktaya geldi. Artık Ankara ve Türkiye bana dar geliyor. Amerika ve Avrupa'ya ürün yapıyorum. Floransa'daki, Nişantaşı'ndaki, Bağdat Caddesi'ndeki butik mağazalara, Alaçatı, Çeşme ve Kalkan'daki mağazalara özel koleksiyonlar hazırlıyorum. Yolculuğum hâlâ devam ediyor."

EL EMEĞİYLE ŞEKİLLENEN ESERLER

Kullandığı malzemeleri ve üretim sürecini anlatan Erdoğan, eserlerinin her aşamasının el işçiliğiyle şekillendiğini belirtti. Erdoğan, "En çok mücevher kullanıyorum. Zümrüt, yakut, safir, turmalin, diaspor ve Türkiye'den çıkan Sultan Taşı benim için çok önemli. Tunç da kullanıyoruz. Doğada bozulmayan bir malzeme olduğu için eserlerin yüzyıllar boyunca sağlam kalmasını sağlıyor. Bizim temel amacımız işi doğru yapmak ve bir sonraki nesle aktarmak. Has altın ve has gümüşü rafinerilerden alıyor, gerekli ayarlarını yaptıktan sonra tamamen el emeğiyle bir takıya, bir mücevhere dönüştürüyoruz.” diye konuştu.

"BU SANATIN SON TEMSİLCİLERİNDENİZ"

Erdoğan, mesleğini yeni kuşaklara aktarmayı sürdürdüğünü ancak geleneksel el sanatlarını devam ettirecek usta sayısının her geçen gün azaldığını söyledi.

Erdoğan, bu konudaki düşüncelerini şöyle dile getirdi: "Öğrencilerim var. Bir süre sonra kendi yollarını çizmeleri gerekiyor. Uzaklaşmaları da lazım. Ama bir şeye ihtiyaç duyduklarında gelip 'Usta bunu nasıl yapalım?' diye soruyorlar, ben de yardımcı oluyorum. Z kuşağının büyük bölümünü maalesef kaybettik. El emeğine saygı duyuyorlar ama sabırsız oldukları için bu işe yönelmiyorlar. Daha genç kuşaklardan ise umutluyum. Üretmenin değerini daha iyi biliyorlar. Yine de bu sanatın artık son temsilcilerindeniz. Bu yüzden üzülüyorum. Böyle devam ederse faaliyetlerimizi daha çok yurt dışında sürdürmek zorunda kalacağız.”

"EL EMEĞİNİN RUHUNU TEKNOLOJİ VEREMEZ"

Erdoğan, teknolojinin üretimi hızlandırmasına rağmen el işçiliğinin yerini alamayacağını belirterek, "Teknoloji üretimi hızlandırdı ama el emeğinin yerini alamadı. Makineden çıkan ürünün bir ruhu olmuyor. Elde yapılan her parçanın bir hikâyesi ve ruhu var. İnsanlar artık standart ürünler yerine kendilerine özel tasarlanmış takılar istiyor. Ben de bu yüzden lazer ve mikro teknolojisine geçmedim. El işçiliğini korudum. O sayede bugün hem daha hızlı çalışabiliyorum hem de ustalığımı kaybetmeden üretmeye devam ediyorum. Tasarıma ruh katabildiğiniz zaman fark ortaya çıkıyor. Sanatkârı diğer üreticilerden ayıran da bu.” ifadelerini kullandı.

ANTİK TEKNİKLERLE GELENEKSEL TASARIM

Mağazasındaki ürünlerin kendine has bir ruhu olduğunu belirten tasarımcı, işini bir aracılık süreci olarak tanımlıyor. Antik dönemlerden günümüze ulaşan işçilik tekniklerini modern takılara aktardığını ifade eden sanatçı, üretim felsefesini ve gelecek hedeflerini şu sözlerle anlattı: "Buradaki taş tamamen antik bir parça; çağlardan beri sanat yapıtları için kullanılan sistemleri günümüz parçalarına aktarıyoruz. Farklılığı yakalayıp insanlara sunduğumda, koleksiyonumun çıkmasını bekliyorlar. İnsanlar kendilerini özel hissedecekleri tek parçalık, imzalı ürünler alıp gidiyorlar. Hayalim ise Game of Thrones gibi yapımlara veya filmlere tasarım yapmak. Bunu gerçekleştirebilirsem, taşları yerli yerine koymuş olacağız.”

ANKARA’NIN KADİM KÜLTÜRÜ TAKILARDA HAYAT BULUYOR

UNESCO başvurusu için Ankara’nın tarihi ve kültürel simgelerini taşıyan özel bir yüzük tasarlayan sanatçı, eseri için değerlendirme sürecinin devam ettiğini belirtti. Ankara’nın kadim medeniyet mirasını geleneksel tekniklerle takı sanatına taşıdığını ifade eden tasarımcı, üretim felsefesini şu sözlerle aktardı: "UNESCO başvurusu için tamamen el işçiliğiyle Ankara temalı bir yüzük hazırladım ve şu an değerlendirme aşamasında. Bu tasarımda Ankara’nın simgelerini bir araya getirdik. Benim için önemli olan, her tasarımın bir hikâye taşıması. Hititlerden Selçuklu’ya uzanan medeniyet izlerini günümüz takılarına aktararak, bu kültürel mirası yaşatmaya devam ediyoruz.”

Muhabir: Melahat TAŞ