Ankara Kalesi'nde hizmet veren müze, Türk kahvesinin tarihine dair özlü sözler, geleneksel taş değirmenler, dibekler ve döneme ait cezvelerle ziyaretçilere bir kültür yolculuğu sunuyor. Müzenin kurucusu Mücahit Çelebi, "Anadolu'nun Kayıp Kahveleri" konseptiyle yandırma, tahmis, melamet ve savaş döneminin "fakir tiryaki kahvesi" olarak bilinen nohut kahvesi gibi unutulan lezzetleri, yerel ustalarla yaptığı görüşmeler sonucu Ankara Kalesi'nde bir çatı altında topluyor.

"TÜRK KAHVESİ VE KÜLTÜRÜNÜ ANLATAN BİR KAHVE MÜZESİ KAZANDIRDIK"

Aslen Çankırılı olan Mücahit Çelebi, 2018 yılında Ankara Kalesi’nde seyyar olarak başladığı kahvecilik serüvenini, zamanla kalıcı bir dükkâna taşıyarak genişletti ve Kahve Müzesi’ni kurdu. Çelebi süreci şu şekilde aktardı:

"2018 yılında ilk buraya geldiğimde seyyar kahvecilik yapmak için geldim. Yaklaşık bir sene herhalde seyyar kahvecilik yaptıktan sonra ilk önce küçük bir dükkân tutup oradan devam ettik. Tabii bu süreçte de gelenekselciliği tercih ettik. Burada da geleneğe ek olarak ne yapabiliriz diye düşünürken, Anadolu'nun kayıp kahvelerini sunarken, yine bir kahve kültürünü daha iyi anlatabilmek için bir de Türk kahvesi ve kültürünü anlatan bir kahve müzesi kazandırmak nasip oldu.”

"MÜZE KURMA FİKRİ NASIL DOĞDU?"

Mücahit Çelebi, antikacılardan topladığı kahve kültürüne ait parçaların zamanla çoğalması ve gezici sergilere gelen yoğun taleplerin ardından, bu kültürü profesyonel bir çatı altında toplamak için müze kurmaya karar verdiğini anlatıyor: “Bunları aldıkça çoğaldı, artık koyacak yer kalmadı. Okulların ya da belediyelerin davetlerine icabet edip gezici sergiler açıyorduk ama taşıma suyuyla değirmen dönmeyeceğini anlayınca, bunu daha profesyonel ve düzenli bir şekilde nasıl anlatabiliriz diye düşünüp müze kurmaya karar verdik.”

"HER MÜZEDE BİR PARÇASI VAR AMA KENDİSİNE AİT BİR YER YOK"

Mücahit Çelebi, Ankara'daki müzeleri gezerken kahve kültürüne ait parçaların hep dağınık olduğunu fark edince, kahvenin bizzat anlatıldığı ve insanların bizzat sürece dahil olabildiği bir müze kurmaya karar verdiğini şöyle açıkladı: "Her müzeyi gezerken mutlaka bir el değirmeni, bir cezve veya bir kahve takımı görüyordum; her müzede bir parçası var ama kendisine ait bir yer yok. Bu düşünce beni tetikledi; Ankara'da sadece kahveyi anlatan, aynı zamanda ziyaretçilerin eski taş değirmenlerde kahve öğütebildiği, dibeklerde dövebildiği, ziyaret sonunda da Türk kahvesi ikram ettiğimiz bir müze yaptık.”

SADECE TÜRK KAHVESİ VE KÜLTÜRÜ

Mücahit Çelebi, işletmesinde dünya kahveleri yerine sadece Türk kahvesi ve kültürünü temsil eden seçeneklere yer veriyor. Yerli ve yabancı ziyaretçilere özgün bir deneyim sunmayı hedefleyen Çelebi, bu tercihin temel nedenini kültürel aidiyetle açıklıyor:

"Bilinen bütün kahvelerin atası olan Türk kahvesi. Sadece Türk kahvesi ve kültürü üzerine. Bizim menümüzde de zaten dünya kahveleri de yok. Bunların bir yaşanmışlığı, hikayesi, kültürü hani bize ait olmadığı için zaten bunların servisini de yapmıyoruz. Zaten buraya gelen yerli, yabancı turistler olsun, bunları zaten dünyanın her yerinde görebilecekleri, içebilecekleri için burada biz daha özgün, daha bize ait olan, bizim kültürümüzü anlatan sunumlar yapmaya özen gösteriyoruz.”

ANADOLU'NUN KAYIP KAHVELERİ

Mücahit Çelebi, geleneksel kahve kültürünü yaşatmak adına bölge halkı ve yerel ustalarla yaptığı görüşmelerle "kayıp" olarak nitelendirdiği unutulmuş lezzetleri gün yüzüne çıkarıyor. Müzedeki koleksiyon ise bu lezzetlerin tarihi hikayelerini ziyaretçilere aktardığını şu şekilde belirtti:

"Anadolu'nun Kayıp Kahveleri dediğimiz, işte yandırması, tahmisi, melameti, savaş dönemi 'fakir tiryaki kahvesi' dediğimiz nohut kahvesi gibi... Bunları biz yerli ustalarla, eski ustalarla görüşerek, onların tarifleriyle burada bir çatı altında toplamaya çalışıyoruz. Müzenin içerisinde de hem bu kahvelerin hikayesi hem de bu kahveleri hazırlarken kullanılan taş değirmenler, dibekler ve o döneme ait cezveler gibi kültürümüzü yansıtan parçaları sergiliyoruz.”

YAŞAYAN BİR KÜLTÜR ALANI

Koleksiyonunu antika mezatlarından topladığı parçalarla sürekli zenginleştiren Çelebi, burayı sadece sergi alanı olarak değil, ziyaretçilerin kültürü bizzat deneyimlediği yaşayan bir nokta olarak tanımlıyor. Müzenin hemen yanındaki kafede ise sergilenen bu kahve çeşitleri, geleneksel yöntemlerle ziyaretçilere sunuluyor:

"Koleksiyonu antika mezatlarından toplayarak zenginleştiriyoruz. Müzeyi sadece bir sergi alanı değil, yerli ve yabancı ziyaretçiler için yaşayan bir kültür alanı olarak konumlandırdık. Müzenin hemen yanındaki kafemizde ise sergilediğimiz tüm o unutulmuş kahve çeşitlerini, geleneksel yöntemlerle hazırlayarak misafirlerimizin beğenisine sunuyoruz.”

"KAYIP KAHVELERİ YENİDEN YAPIYORUZ"

Mücahit Çelebi, Anadolu’da unutulmaya yüz tutmuş yerel kahve çeşitlerini günümüz damak tadıyla harmanlayarak yeniden yaşattıklarını belirtiyor. Bu yöntemle hem kültürel mirası korumayı hem de genç neslin ilgisini çekmeyi hedeflediğini belirtti:

"Anadolu'nun kayıp kahveleri dediğimiz, işte yandırması, tahmisi, melameti, zilveli kahve gibi kendine has isimleri olan kahveler var. İtalyanların 'Affogato' sunumuna benzer şekilde, biz de halis muhlis Dövme Maraş dondurmamızın üzerine çifte kavrulmuş sade Türk kahvesi boca ederek servis ediyoruz. Gelenekselciyiz ama geleneğe ek yapa yapa bu kültürü yaşatmaya çalışıyoruz.”

Muhabir: Melahat TAŞ- Azra ÖNEN