Ülkemizde 1876 Anayasasından başlayarak yaşanan gelişmeleri değerlendirdiğimiz yazılarımızın sonuncusunda 16 Nisan 2017 tarihinde halkoylamasına sunulan '6771 sayılı Kanun' uyarınca yapılan değişiklikler sonucu Türkiye'nin bir tür başkanlık rejimine geçtiğini belirtmiştik...

Bu kanunun referandumla onaylanmasının ardından, Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, görev ve yetkileri yeniden düzenlenmiş...

Ve Cumhurbaşkanına, 'Kanun Hükmünde Kararname' yerine geçecek 'Cumhurbaşkanlığı kararnameleri' çıkarma yetkisi tanınmıştır.

***

Yapılan değişiklikler sonucu, ülkenin siyasi rejimi büyük ölçüde değişmiş, özellikle Cumhurbaşkanına verilen 'Cumhurbaşkanlığı kararnameleri çıkarma' yetkisi, Cumhurbaşkanı'nın aynı zamanda siyasi bir partinin genel başkanı olabilme yetkisiyle birlikte düşünüldüğünde TBMM'nin yasama yetkisinin önemli ölçüde daraltılması sonucunu doğurmuştur...

Bu değişikliğin yarattığı en önemli sorun, TBMM tarafından kabul edilen yasaların ya da TBMM onayıyla yürürlüğe giren uluslararası sözleşmelerin iptal edilmesini öngören Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin (ya da kararlarının) yaratacağı sonuçlar olmuştur...

Bu sorun, İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen uluslararası sözleşmeden çekilmeyi öngören Cumhurbaşkanlığı kararının yayınlanmasının ardından tüm açıklığıyla ortaya çıkmış bulunmaktadır.

***

Sözü edilen kararın yayınlanmasının ardından bir çok hukukçu, 'İstanbul Sözleşmesi'nin yürütme tasarrufuyla feshedilemeyeceği' yönünde görüş açıklamıştır... Bunun üzerine AKP Genel Sekreteri Fatih Şahin, sosyal medya hesabından bir karşı açıklama yapmış ve 1969 tarihli Viyana Andlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 54. maddesine göre çekilmenin mümkün olduğunu ileri sürmüştür...

İnsan hakları alanında uzman bir hukukçu olan Kerem Altıparmak, bu iddiaya karşı Anayasa gereği Türkiye Cumhuriyeti yasalarında değişiklik getirecek tüm uluslararası hukuk işlemlerinin Meclis onayına tabi olduğunu belirterek, 'Bir yasayı etkileyecek uluslararası andlaşmayı bile tek başına işleme koyamayacağı açık olan Cumhurbaşkanı'nın normal yasalardan daha üstün olan bir insan hakları sözleşmesini bir idari kararla kaldıramayacağı' görüşünü savunmuş...

Anayasa Hukuku Profesörü Kemal Gözler de, fesih yetkisiyle ilgili görüşünü ayrıntılı bir makaleyle açıklamış ve 'İstanbul Sözleşmesi TBMM tarafından 24 Kasım 2011 tarih ve 6251 sayılı Kanunla uygun bulunduğuna göre, feshedilmesine ilişkin bir kanun çıkarılmadıkça, sadece Cumhurbaşkanı kararıyla feshedilemez.' demiştir...

Bu görüşler doğrultusunda bazı barolar ve YARSAV, karar aleyhine Danıştay'da davalar açmış, muhalefet partileri de konuyu yargıya taşıyacaklarını açıklamışlardır.

***

Bu yazı dizisinin başında, 'ülkemizin bir kez daha anayasa tartışması' içine girmiş bulunduğuna dikket çekerek, 'Bir kez daha' diyoruz, çünkü ülkemizin tarihinde 'anayasa tartışmaları' neredeyse hiç bitmemiştir' demiş ve konuyla ilgili yayınlanacak yazılarımızda 'neden anayasa yapmak ve değiştirmekle bu kadar çok uğraştığımızı anlamaya çalışacağız' ifadesini kullanmıştık...

Öyle görünüyor ki, İstanbul Sözleşmesi'nin Cumhurbaşkanı'nın aldığı bir kararla feshedilmesi dolayısıyla başlayan tartışma, önümüzdeki dönemde iktidar partileri tarafından hazırlanacak ve muhtemelen demokratik hakları daha da kısıtlayacak olan 'yeni anayasa' üzerine yapılacak başka tartışmaların ilk habercisidir...

Bu tartışmaların ardından, yine muhtemelen kutuplaşmanın arttığı koşullarda siyasetin konjonktürel dalgalanmalarını yansıtan yeni bir anayasa yapılacak ve hemen ardından bu kez kabul edilen yeni anayasa ile ilgili tartışmalar ortalığı kaplayacaktır...

Ve tabii, bu arada ülkemizin giderek büyüyen sosyal ve ekonomik sorunları, bu tartışmaların gölgesinde çözüm beklemeye devam edecektir.

(Bitti)