Son yazımızda 2010 referandumunun 'Ergenekon Davası' ve 'Balyoz Davası'nın siyasal tansiyonu yükselttiği bir ortamda yapılmış olmasının toplumsal gerilimi arttırdığını...
Toplumun bir bölümünün bu davaları 'derin devletin tasfiyesi süreci' olarak alkışladığını, diğer bölümünün ise ulusal bağımsızlığı savunan güçlerin ABD etkisindeki iç güçler tarafından tasfiye edilmesi olarak eleştirdiğini...
Bu arada kendilerini 'liberal solcular' olarak nitelendiren bir kesimin, referandumu '12 Eylül rejiminin tasfiye sürecinin bir parçası' olarak gördüğünü ve 'Yetmez ama evet' kampanyasıyla iktidara destek verdiğini belirtmiştik.
***
'Liberal solcular'ın toplum içinde referandumun sonucunu etkileyecek bir güçleri yoktu...
Ancak onların verdiği destek, AKP'nin gerçekleştirmek istediği anayasa değişikliklerinin genel olarak AKP'ye uzak duran kitleler nezdinde meşrulaştırılması açısından önemliydi...
Aynı dönemde 'Kürt açılımı'nın da yürürlükte olması bu değişikliklerin AB'ye girme yolunda atılan bir adım olarak görülmesine yol açmış, böylece AKP'nin AB karşısındaki pozisyonu da güçlenmişti.
***
12 Eylül 2010 tarihinde yapılan halk oylamasıyla kabul edilen anayasa değişiklikleri ile geçmişte idam ve ağır cezalara neden olmuş Anayasanın 146 ila 149. maddelerinde değişiklik yapılıyor, Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, görev ve yetkileri yeniden düzenleniyordu...
Yapılan düzenlemeyle üye sayısı on yediye çıkartılan Anayasa Mahkemesinin, mevcut görevlerinin yanı sıra bireysel başvuruları karara bağlama ve bireysel başvuruların kabul edilebilirlik incelemesini yapmak üzere komisyonlar oluşturmasına da imkan tanınıyordu...
Ayrıca Anayasa Mahkemesine, Yüce Divan sıfatıyla, 'görevleriyle ilgili suçlardan' dolayı Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini yargılama görevine ilave olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ve Jandarma Genel Komutanını yargılama görevi de veriliyordu.
***
Referandum döneminde bu değişikliklerin amacının demokrasiyi güçlendirmek olduğu propagandası yapılmıştı...
Ancak bu yöndeki beklentiler gerçekleşmedi...
Gazeteci-yazar Fikret Bila, 10 yılı aşkın bir süre sonra 15 Şubat 2021'de yazdığı bir yazıda referandumdan sonra yaşanan hayal kırıklığını şu sözlerle özetleyecekti:
'12 Eylül 2010 referandumunda anayasa değişikliği 'demokratik ve sivil' bir değişiklik olarak sunulmuştu. Vesayeti ortadan kaldıracak, 12 Eylül'le hesaplaşacak, yargı bağımsızlığını sağlayacak bir anayasa olarak sunuldu. 'Yetmez ama evet'çilerin desteğiyle de değişiklik gerçekleşti.
'Sonra ne oldu?
'Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na, Yargıtay'a, Danıştay'a, ağır ceza mahkemelerine ve önemli başsavcılıklara FETÖ'cü yargıç ve savcılar atandı.
'Onlar ne yaptı?
'Devam eden Ergenekon davasını devraldılar, Balyoz ve Askeri Casusluk gibi davalarla Türk Silahlı Kuvvelerindeki Atatürkçü, demokrasiye, anayasaya bağlı komutanları ve komutan adaylarını tasfiye ederek, FETÖ'cü subayların önünü açtılar. FETÖ'cü subaylar generalliğe terfi ettiler, önemli komutanlıklara getirildiler. Tarihinde ilk defa Genelkurmay Başkanı'nı (İlker Başbuğ) 'terörist' diye tutukladılar, iki yıl cezaevinde yatırdılar. Sonunda 15 Temmuz 2016'de darbe girişiminde bulundular.
'İktidar 'sivil ve demokratik anayasa yapıyorum, 12 Eylülcüleri mahkûm ediyorum' diye yaptığı anayasa ile TSK'yı ve Yargı'yı FETÖ'cülere teslim etti, darbe girişimiyle demokrasi de, laik cumhuriyet de elden gidiyordu.'
(Devam edecek)