Son yazımızda 12 Eylül Anayasası üzerinde durmuş ve bu anayasanın yüzde 90'ın üzerinde bir oyla kabul edilmesinin nedenlerini şöyle sıralamıştık:
(1) Darbenin 'icracılarının', siyasi eğilimler karşısında 'tarafsız' oldukları ve darbeyi 'ülkede can ve mal güvenliğini sağlayacakları' yönünde yapılan propaganda etkili olması...
(2) Yeni siyasi partilerin kurulması ve yeniden seçimlere gidilmesi anayasanın onaylanması şartına bağlanması...
(3) oy verme işlemi sırasında farklı renklerdeki kabul ve ret oylarının yarı şeffaf zarflar içine koyularak yaratılan 'fişlenme korkusu'nun ağır basması.
***
12 Eylül Anayasası, bu nedenlerden ötürü hep 'tartışılan' bir anayasa olmuş ve 'olağanüstü' dönemin ürünü maddelerin bir kısmı çeşitli dönemlerde TBMM tarafından çıkarılan kanunlar ya da referandumlarla değiştirilmiştir...
İlk olarak, 6 Eylül 1987'de düzenlenen bir referandumla 1982 Anayasası'nın geçici 4. maddesi ile getirilen ve 12 Eylül döneminde kapatılan partilere ve liderlerine konulan 10 ve 5 yıllık siyasal yasaklar kaldırılmış...
Bunun ardından TBMM tarafından kabul edilen kanunlarla ilki 1993, 1995 ve 1999 yıllarında üç değişiklik daha gerçekleştirilmiştir.
***
1987 referandumu, dönemin iktidar partisi ANAP'ın yasakların kaldırılmasına karşı tavır alması nedeniyle 12 Eylül sonrasında toplumsal kutuplaşmanın yoğunlaştığı ilk referandum olarak dikkat çekmektedir...
Buna karşılık, 1990'lı yıllarda TBMM tarafından yapılan değişiklikler, toplumun beklentilerinin yanı sıra 1990'lı yıllarda Türkiye'nin AB'ye girme amacının gerçekleştirilmesine yönelik olması nedeniyle önemli tartışmalar yaratmamıştır...
Bu değişikliklerle örneğin 1993 yılında radyo-TV yayıncılığındaki devlet tekeli kaldırılmış...
1995 Anayasa değişikliği ile anayasada yer alan 'kutsal Türk Devleti' ibaresi 'yüce Türk Devleti' olarak değiştirilmiş, 12 Eylül askeri darbesini meşrulaştıran ifadeler anayasadan çıkarılmış, dernek, sendika, meslek kuruluşları, sivil toplum örgütlerine ilişkin kısıtlamalar gevşetilmiş ve memurlara sendika kurma hakkı tanınmıştır...
1999 yılındaki anayasa değişikliği ile DGM'deki askeri hakim ve savcıların yerine sivil hakim ve savcıların atanması kabul edilmiş...
Ardından 2001 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan 6 siyasi partinin katılımıyla oluşturulan 'Partilerarası Uzlaşma Komisyonu'nun hazırladığı paketle 3 Ekim 2001'de 1982 Anayasası'nın Başlangıcı ve 32 maddesi değiştirilmiştir...
Bunun yanı sıra anayasa değişikliklerin iptali için Anayasa Mahkemesi karar yeter sayısı 3/5 olarak kabul edilmiş, Anayasa Mahkemesinin, kapatma yerine dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasi partinin devlet yardımından kısmen ya da tamamen yoksun bırakılmasına karar verebilmesi öngörülmüştür.
***
2002 yılında başlayan AKP iktidarı döneminde yapılan anayasa değişiklikleri ise TBMM ve toplum içinde tartışmaların yoğunlaşmasına neden olmuş ve referandumlar yoluyla gerçekleştirilmiştir...
Bu referandumların ilki, 2007 yılında 'cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi' konusunda yapılmıştır. Referanduma katılım oranı yüzde 67 olmuş, öneri yüzde 69 oyla kabul edilmiştir.
2010 yılının Mayıs ayında bir başka referandumla da, Anayasa Mahkemesi ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun yapısıyla ilgili bazı düzenlemeler yapılmış, Kamu Denetçiliği Kurumu'nun (ombudsmanlık) kurulması, YAŞ ve HSYK'nın ihraç kararlarının yargı denetimine açılması ile askeri yargının görev alanının daraltılması ile ilgili maddeler gözden geçirilmiştir.
***
2010 referandumunun en büyük özelliği, toplumsal ve siyasal tansiyonun yükseldiği bir ortamda yapılmış olması ve toplumsal gerilimi artırmasıdır...
Referandum öncesinde 'Ergenekon' davaları, 'Kürt açılımı' ve 'Balyoz' darbe planı davasıyla başlayan kutuplaşma, referandum sürecinde daha da yoğunlaşmış...
Bunun sonucunda toplumun bir bölümü referandumu 'derin devletin tasfiyesi süreci' olarak alkışlarken, diğer bölümü ise ulusal bağımsızlığı savunan güçlerin ABD etkisindeki iç güçler tarafından tasfiye edilmesi olarak eleştirmiştir...
Bu arada kendilerini 'liberal solcular' olarak nitelendiren bir kesimin, referandumu '12 Eylül rejiminin tasfiye sürecinin bir parçası' olarak görmesi ve 'Yetmez ama evet' kampanyasıyla iktidara destek vermesi işleri daha da karmaşık bir hale getirmiştir.
(Devam edecek)