Türkiye'nin siyasi ve ekonomik gündemini sarsan gelişmelerin ardı ardına birbirini izlediği günlerde, geçmişten bugüne ülkemizde yaşanan anayasa tartışmalar üzerinde durmak ilk bakışta kimi okurlarımıza 'abesle iştigal' gibi gelebilir...
Ancak böyle düşünmek doğru değildir, çünkü geleceği öngörebilmek için geçmişi bilmek ve geçmişte yaşanan süreçleri günün gelişmelerine bağlayabilmek gerekir...
Buna 'Tarihten ders almak' da denebilir.
***
Bu satırları yazarken aklımıza ünlü şair Mehmet Akif'in bir şiiri geldi...
Şöyle diyordu şair, 'Safahat' adlı kitabında:
'Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
'Tarih'i , 'tekerrür' diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?'
***
Bu kıtanın yazarı, hiç kuşkusuz tarihin aynen tekerrür etmediğini bilmekteydi... Burada dolaylı olarak anlatmak istediği şey, 'geçmişten hisse kapmanın', yani tarihten ders almanın gelecekte yapılabilecek hataların en azından bir bölümünün tekrar edilmesini önleyebileceğiydi..
Bizim de önümüzde anayasa odaklı yeni bir tartışma var...
Geçmişte yaşanan anayasa tartışmalarını bilirsek, en azından ülkemizde neden bu kadar çok anayasa ve anayasa tartışması yapıldığını, buna karşılık neden bazı şeylerin değişmeden kaldığını anlayabilir, dolayısıyla 'geçmişten hisse kaparak' bazı hataların tekrarlanmasının önüne geçmeyi umut edebiliriz.
***
Konumuza geri dönelim...
Son yazımızda 2010 yılında yapılan referandum döneminde 12 Eylül Anayasasında yapılacak değişikliklerin amacının demokrasiyi güçlendirmek olduğu propagandası yapıldığını, ancak bu yöndeki beklentilerin gerçekleşmediğini belirtmiş...
Ve gazeteci-yazar Fikret Bila'nın, 15 Şubat 2021'de, o referandumdan sonra yaşanan hayal kırıklığını anlattığı yazısından bir bölüm aktarmıştık...
Yazının son cümlesi şöyleydi: 'İktidar 'sivil ve demokratik anayasa yapıyorum, 12 Eylülcüleri mahkûm ediyorum' diye yaptığı anayasa ile TSK'yı ve Yargı'yı FETÖ'cülere teslim etti, darbe girişimiyle demokrasi de, laik cumhuriyet de elden gidiyordu.'
***
Anayasa'da yapılan değişiklikler, 2010 referandumundan sonra da devam etti...
Bu değişikliklerin en önemlisi 2017 yılında yapılan ve siyasi sistemi 'Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi' olarak tanımlanan bir sisteme dönüştüren değişiklikti...
AKP ve MHP tarafından hazırlanan değişiklik teklifi, Meclis oylamasında referandum sınırını aşarak 330 oy aldı. Teklif, referandumda kabul edilerek yürürlüğe girdi.
***
Bu sonuçla Türkiye, kendine özgü bir başkanlık sistemine geçmiş oldu...
Bu sistemde, Başbakanlık makamı lağvedilerek yürütmenin başına Cumhurbaşkanı getiriliyor...
Bakanlar ve cumhurbaşkanı yardımcıları doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından belirleniyor...
Bakan olarak atanacak kişilerde milletvekili olma şartı aranmıyor...
Cumhurbaşkanı, kararnameler yoluyla yasama yetkisini kullanabiliyor...
Ve yürütme organında görev alacak bakanlarda seçilme şartı aranmadığı, bakan olarak atanan milletvekillerinin de TBMM üyelikleri otomatik olarak sona ereceği için TBMM'nin Bakanlar Kurulu'nu denetleme yetkisi fiilen ortadan kalkıyordu.
***
Referandumun kabul edilmesine karşın, yedi yıl arayla yapalın iki referandum arasında geçen sürede AKP ve MHP tarafından hazırlanan tekliflere verilen 'evet' oylarının dikkat çekici oranda azalması dikkat çekiciydi...
2010 referandumu yüzde 57.88 oranında evet oyu almıştı; 2017 referandumu ise yüzde 51.41 oranında oyla, başka bir deyişle 'kıl payı' farkla kabul edilmişti...
Referandumla ilgili bir başka tartışma konusu da kullanılan mühürsüz pusula ve zarfların YSK tarafından sandıklar kapandıktan sonra alınan bir kararla geçerli sayılmasıydı... Bu karar aksi yönde verilseydi teklif yürürlüğe giremeyebilirdi, çünkü 'evet' ve 'hayır' oyları arasındaki fark 1 milyon 379 bin olmasına karşın, ana muhalefet partisi CHP'nin iddiasına göre, mühürsüz oy sayısı bu rakamın üzerindeydi.
(Devam edecek)