Altın, son günlerde rekor üstüne rekor kırarak gidiyor. Jeopolitik ve ekonomik belirsizlikler bu artışta etkili olurken, ABD dolarına yönelik şüpheler de kurumsal yatırımcıları bu varlıklara yöneltiyor.

Uzun süredir yatırımcıların belirsizlik dönemlerinde tercih ettiği “güvenli liman” görülen altın, 2018'in sonlarından bu yana keskin bir yükseliş eğrisi izliyor ve o tarihten bu yana yüzde 300’ler oranında değeri artıyor.

Bugünlerde altına hücumu tetikleyen olay aslında, küresel ekonominin 50 yılda çöküntüye uğratıldığının fark edilmesidir. ABD/NATO'nun şer ittifakı olarak gördüğü Rusya, İran ve Çin ile olan yarım asrı bulan (47 yıl) siyasi savaşının küresel ekonominin çöktürmesi olduğunu belirtelim.

Rusya'yı bugün Ukrayna ile savaş tuzağına çeken ABD/NATO ittifakı, bu denemesini 1979 yılında da yapmıştı. Afganistan’daki Babra Karmal hükümetine yardım adı altında işgal eden Rusya savaşa çekmişti. Oradan ise İslamcı Cihatçı Örgüt El Kaide ve Usame Bin Ladin’in çıkarmıştı. Aynı dönemde Rusya’nın ve Türkiye’nin komşusu İran’da da Ayetullah Humeyni ile bir başka İslamcı örgütün iktidar olmasını sağlamıştı.

ABD/NATO’nun tüm bu hamlelerinin altında bu iki ülkeyi ve özünde ise Çin’i ekonomik olarak kendisine bağlamak yatıyor. Böylece aslında tüm bu hamleler ile bir “Avrasyacı ittifak” yaratılarak mücadele başlattı. Nitekim 1991'de Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Aleksandr Dugin tarafından kurulan Avrasya Partisi Avrasyacılık hareketine de öncülük etti.

Bugün gelinen nokta ABD/NATO konsepti, oluşumunu sağladıkları Avrasyacılık ile bu üç ülkeyi bitirmeye çalışırken, küresel ekonomiyi de tükettiklerini fark ettiler.

Türkiye'de de Avrasyacı bir ekolün gelişmesine fırsat verildi. 1990'ların sonundan bu yana Avrasyacılık, Türkiye’de de ulusalcı çevreler arasında bir miktar taraftar kazandı. Türkiye’de de bir süredir yaşanan gelişmelere bakıldığında içerideki Avrasyacı ekibin tasfiyesine başlandığı görülüyor. Son aylarda TV yöneticileri ile başlayan sürecin bakan, danışman, siyasi parti liderine kadar gidebileceği konuşuluyor.

Gelelim bu anlattıklarımın altına hücumla alakasına…

Altın fiyatlarındaki artış ise bugün gelinen küresel ekonomideki bozukluğun bir sonucudur. Gramının Türkiye içinde 7 bin TL’yi geçtiği, ons fiyatının 5 bin doları bulduğu altın özellikle kapitalist sistemi sürükleyen ABD ekonomisini ciddi şekilde tehdit etmeye başladı. Bu tehdit öyle bir boyuta ulaştı ki; ABD'yi altın ve petrol rezervleri güçlü Venezuela'yı siyasi olarak işgaline kadar vardırdı.

Uzunca bir süredir kapitalist sistemde bilinen bir gerçeği hatırlatmakta fayda var. Altın fiyatları düştüğünde dolar yükselir, altın fiyatları yükseldiğinde dolar düşer.

ABD'nin rezerv parası olarak doların değerini yitirmesine tahammülü yok. Hatta bu uğurda Euro'ya geçeceğini söyleyerek rezerv para doların tahtını yıkmaya çalışan Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’i ve Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi'yi yok etmeye vardıran sürecin siyasi kararını bile aldılar.

Dolayısıyla doları tahtından etmeye kalkan Euro'ya nasıl tahammül edemiyorsa ABD, altının da doları tehdit etmesine fazla tahammül edemez.

Venezuela operasyonuna bu yönüyle bakılırsa iyi olur. Yakında hem petrol fiyatlarının hem de altın fiyatlarının doları tehdit etmesinin önüne geçilecektir. Bu yönüyle altın fiyatlarıyla ilgili yükselecek diyenlerin hüsrana uğrama ihtimali çok yüksek dikkat edin…