Önceki yazımızda sosyal yardımların aslında bir lütuf değil devletin karşılaması gereken yasal bir hak olduğu, buna karşın 'oy' kazanmak için kullanıldığına dikkat çekmiş...
Ekonomik sorunların büyümesine mekanik determinist bir açıdan yaklaşarak 'yoksulluk ve pahalılık ne kadar artarsa iktidar o kadar oy kaybeder' diye düşünmenin yanlış olduğunu söylemiştik...
Muhalefet de bu durumu görmekte ve kendilerinin iktidara gelmesi durumunda sosyal yardımların artırılarak devam edeceğini sürekli tekrarlamaktadır.
***
Ancak bu durum, ekonominin esas sorununun üretimi artırmak olduğu, bunun için de tasarrufun zorunlu hale geldiği gerçeğinin üstünün örtülmesine yol açmaktadır...
Artık faizini bile ödemekte güçlük çektiğimiz dış borcun sınırlanması ve azaltılması için tasarruf ve üretim gerekmekte, ancak içine girilen siyasi ortamda siyasi partiler bunun lafını bile etmemektedir...
Öte yandan, her geçen gün daha çok sayıda işçi işini kaybeder, daha fazla çiftçi toprağını işlemekten vazgeçerek kentlere yığılırken artan yoksulluğu borçlanarak finanse edebilmek giderek imkansız hale gelmektedir.
***
Üstelik mesele yalnızca sosyal yardımlar meselesi de değildir. AKP, seçim dönemine kadar kesenin ağzını tam anlamıyla açmış durumdadır...
Asgari ücret artırımı ve tarımsal desteklerin artırımı ile enflasyondaki artış adeta birbiriyle yarışmakta, altta kalan her zaman destekler ve maaşlar olsa da rakamlardaki artışların yol açtığı geçici ve kısmi iyileşmeler önüne hedef olarak seçimi kazanmayı koymuş olan iktidarın elini güçlendirmektedir...
Bu arada konut edinmek isteyenlerin, emeklilikte yaşa takılanların ve ek göstergede düzeltme bekleyenlerin umutlarını tazeleyecek projeler ve vaadler birbirini izlemektedir.
***
Kamuoyu araştırma şirketi sahibi Mehmet Ali Kulat, bu vaatlerin Ak Parti'nin oy oranına nasıl yansıdığını şöyle özetlemektedir:
'2022'de yaptığımız 8 araştırmanın 7'sinde Ak Parti'yi yüzde 30'un altında gördük. Hatta yüzde 26,5'a kadar indiği oldu. Son ankette konut projesi, EYT ve 3600 ek gösterge çalışmaları vesaire. Bunlar şu anda Ak Parti'nin oy oranını yüzde 31'e kadar çıkardı.'
Metropol araştırma şirketinin başkanı Özer Sencar da, AK Parti'nin oylarında son dört ayda düzenli bir artış olduğunu belirtmekte ve 'AK Parti'nin oyları 4 ayda kararsızlar dağıtılmadan yüzde 25'den yüzde 29'a çıktı. AK Parti'den giden oylar muhalefete gitmiyor.' ifadesini kullanmaktadır.
***
Dünya ölçeğinde yaşanan bazı gelişmeler de iktidar partilerinin lehinedir. Bu gelişmelerin başında neo-liberal politikaların artık halkta öfke uyandırır hale gelmesi ve bu politikalara karşı olduğunu söyleyen otoriter-sağcı akımların güç kazanmasıdır...
Son dönemde yorumlarıyla dikkat çeken araştırmacı Nezih Onur Kuru, Brezilya'daki son seçimleri yorumlarken bu konu ile ilgili olarak şunları söylemektedir:
'Kaosa karşı istikrar söylemiyle kararsız seçmenin korkularına hitap eden sağ popülist liderler bu sayede seçim kampanyasının sonlarına doğru katılımı artırabiliyor ve dengeyi kendi lehlerine değiştirebiliyor. Türkiye'de 7 Haziran-1 Kasım 2015 arası yaşanan 'terör' ve 'hükümetsizlik (kaos)' dönemi sonunda AK Parti'nin %40'tan %49.5'a tırmanması bunun bir örneğiydi.'
***
Ülkemizde güçlü bir otoriter-sağcı iktidar bulunmakta, buna karşılık muhalefet genelde neo-liberal politikaları savunan orta yolcu ve sağcı partilerden oluşmaktadır. Gerçi CHP son zamanlarda bizzat Kılıçdaroğlu'nun ağzından neo-liberal politikalara karşı olduğunu ilan etmiştir, ancak uluslararası finans şirketlerinden 'temiz para' bulmak için yaptığı İngiltere seyahati bile bu söylemi etkisiz kılmaktadır...
Kısacası, muhalefetin işi zordur ve iş zora girdikçe her bakımdan uyum sorunu yaşayan altılı masanın başarı şansı azalmaktadır...
En önemlisi de Türkiye seçimi kim kazanırsa kazansın içinden kolay kolay çıkamayacağı bir girdabın içine sürüklenmiş durumdadır.