Son yazımızda ABD'nin ve Batı dünyasının egemenliğini elinde bulunduran 'küresel elit' dediğimiz olguyu açmaya çalışmış ve...
'Bu olgunun içinde de zaman zaman görüş ve çıkar ayrılıkları olabiliyor... Günümüzde ABD içinde yaşanan siyasal kavganın temelinde de bu tür çelişkiler yatıyor' demiştik...
'Trump olayı' işte tam da bu çelişkilerin yarattığı güç dağılımı içinde şekillendi.
***
ABD Başkanı Eisinhower, 'askeri-sınai kompleks' adını verdiği bu tehlikeye dikkat çeken konuşmasında söz konusu olguyu ABD ölçeğinde ele almıştı...
Günümüzde bu 'kompleks'in boyutları ve derinliği çok daha büyümüş bulunuyor...
Söz konusu olayın temelini, savaş sanayii, petrol sanayii, kimyasal sanayi, inşaat sektörü, iletişim sektörü, genetik mühendisliği vb. alanlarda faaliyet gösteren çok uluslu şirketler oluşturuyor...
Günümüzde üretim alanında dolaşan sermayeden çok daha fazlasını para piyasalarında dolaştıran dev finans kuruluşları ise sistemin kan dolaşımını sağlıyor...
Bu kadarla da kalmıyor...
Geçmişte devlet yönetimlerine bağlı olarak faaliyet gösteren askeri ve sivil bürokrasi kurumları, çok büyük ar-ge harcamalarını yapabilen bilimsel araştırma kuruluşları, istihbarat örgütleri, medya organları, lobicilik yapan şirketler, hatta sendikalar ve sivil toplum örgütleri bu ağın uzantıları durumunda.
***
Soğuk savaş koşullarında küresel ağın temel hedefi Sovyetler Birliği ve Doğu Blokuydu...
Bu devasa ağ, yakın geçmişe kadar küresel ekonominin merkezi durumunda olan ABD'de üslenmiş bir 'klik' tarafından yönetiliyordu...
Bu nedenle NATO ve diğer askeri paktların, AB'nin de içinde bulunduğu ekonomik birliklerin, Dünya Bankası, IMF, OECD, Dünya Ticaret Örgütü gibi uluslararası ekonomik kuruluşların tümünün merkezi ABD'de bulunuyordu... Bunların izleyeceği taktikler ve stratejiler, devlet adamları, istihbarat örgütleri ve 'think-tank' olarak nitelenen 'düşünce kuruluşları' tarafından bu merkezlerde üretiliyordu.
***
Soğuk savaşın sona ermesi ve Çin'in de aralarında bulunduğu tüm eski sosyalist ülkelerin küresel sisteme entegre olması, 'küresel elit'in daha da güçlenmesine yol açtı...
Ancak, Rusya'nın yeniden toparlanarak eski Doğu Bloku ülkelerinin Asya'daki parçalarını yeniden etrafında birleştirmesi ve Çin'in ucuz işgücü pazarı olmaktan çıkıp ABD'nin en büyük ekonomik rakibi haline gelmesi işleri eskisinden çok daha karmaşık hale getirdi...
Soğuk savaş dönemindeki kamplaşma iki ayrı sistem ve iki ayrı pazar ilkesine dayanıyordu... Her sistemin merkezi, lideri ve temel stratejileri belliydi...
Günümüzde ise Rusya ve Çin'in küresel sistem içindeki ekonomik ve siyasi faaliyetleri ABD egemenliğindeki küresel sistemi içinden zorlamaya başladı... Dolayısıyla bu ülkelerin kurduğu ekonomik ve siyasi ilişkiler, ABD'yi bir ikilem içinde bıraktı... Evet, yeni dönemde strateji bu iki ülkenin ABD ile rekabetini önlemek olmalıydı, ama öncelik kime verilecekti; Rusya'ya mı, Çin'e mi?
***
Bu soru bir başka açıdan ABD'nin önümüzdeki dönemde bu güçlerle hangi araçlarla mücadele edeceğini de belirleyecekti...
Eğer Rusya hedef alınacaksa NATO başta olmak üzere askeri paktlar ve ittifaklar güçlendirilmeli, bu ülkenin etki alanını genişletmesini kolaylaştırabilecek siyasal rejimler bir şekilde tasfiye edilmeli ve nükleer çatışma riski göze alınamayacağına göre bölgesel savaşlar yoluyla bu ülkenin toparlanma sürecinde bulunan ve ağırlıklı olarak petrol ve doğalgaz ihracatına dayanan ekonomik kaynakları bu savaşlarda tüketilmeliydi...
Eğer Çin hedefe konulacaksa, o zaman daha uzun vadeli ve ekonomi ağırlıklı bir mücadele yürütülmeli, ABD ekonomisini yeniden canlandıracak önlemlere ağırlık verilmeli, bunun için bölgesel savaşlar müttefiklere bırakılmalı ve Rusya'nın bu mücadelede Çin'in ortağı değil rakibi olması sağlanmalıydı.
(Devam edecek)