Dünkü yazımızda ABD Başkanı Trump'ın Suriye'deki gelişmelerden duyduğu memnuniyeti aktaran bir mesajını paylaşmıştık...

Suriye'de on yıla yakın bir süredir yaşanan trajediden böyle bir mutluluk çıkarabilmek her babayiğidin harcı değil...

Ama mesele Trump olunca bu memnuniyeti anlamak mümkün.

***

Konuyu biraz açalım:

ABD dış politikası, iki hedefli bir denklem oluşturur...

Birincisi, yani 'stratejik' hedef, ABD'nin dünyadaki hegemon konumunu koruyabilmeyi amaçlar...

İkincisi ise bu hedefe varmak için uygulanacak araçları belirler. 'Taktik' denilebilecek bu hedef dönemsel değişimler gösterebilir.

***

Bu 'taktik' değişimlere genellikle başkanlık koltuğunda oturan kişinin değişimi eşlik eder...

Bu durum başkanların ABD dış politikasını değiştirdikleri şeklinde yorumlanır...

Ancak gerçekte başkanlar mı dış politikayı değiştirir yoksa dış politikayı belirleyenler mi başkanı değiştirir orası pek belli değildir!

***

Örneğin 1980 yılında Reagan başkan olmuş, George Bush (baba Bush) da yardımcılığına getirilmişti...

Reagan, aslında Hollywood filmlerinde 'kovboy' rolleriyle ün yapmış bir aktördü... Başkanlık dönemi boyunca da 'Beyaz Saray'daki kovboy' rolünü oynadı...

Onun yardımcısı olarak işleri ele alan ve daha sonra 1989-1993 yılları arasında bir dönem ABD başkanlığı yapan Bush ise, 2. Dünya Savaşı gazisi ve petrol lobilerinin adamı olan 'kurt' bir politikacıydı... Başkanlığı dönemindeki asıl görevi, sarsılan ABD otoritesini güçlendirmek için hazırlanan Büyük Ortadoğu Projesi'ni uygulamaktı...

ABD'nin Irak'a yönelik ilk saldırısı onun döneminde gerçekleşti.

***

1991 yılında Sovyetler Birliği çöktü ve ABD bir anda dünyanın rakipsiz lideri haline geldi...

O aşamada artık Reagan ve Bush'un temsil ettiği 'Rambo' tipli politikacılara gerek kalmadı...

ABD'nin zaferi liberal/özgürlükçü ideolojinin sosyalizm karşısındaki zaferi olarak lanse edildi ve bu role uygun '68'li Clinton' başkanlık koltuğuna oturtuldu.

***

2001 yılında, ABD dış politikasında yeni bir değişim gerçekleşti...

O güne kadar 'liberal/özgürlükçü' bir imaj vermeye çalışan ABD, Irak'ta işlerin ters gitmesi, Afganistan projesinde beklenmedik sorunların ortaya çıkması ve Rusya'nın yeniden toparlanma sürecine girmesiyle yeniden 'şahin' bir figüre ihtiyaç duydu...

Bu figür, babasının hatırına petrol lobisi tarafından Teksas valisi yapılan, eski alkolik yeni 'evangelik' 'oğul' Bush'tu... Oğul Bush'un ilk icraatı, ABD'nin Afganistan-Rusya savaşı sırasında 'imal ettiği' El Kaide'nin 2001 yılında New York'taki ikiz kulelere yaptığı saldırıyı bahane ederek Afganistan'ı ve Irak'ı hedef alan bir 'haçlı seferi' başlatmak oldu.

***

Ardından 2009-2017 yılları arasında başkanlık koltuğuna Barack Obama oturdu...

Daha önce politikada hiçbir önemli başarısı olmayan ve siyahi toplum tarafından bile pek tanınmayan bir avukatın başkanlık koltuğuna oturması ABD'nin ırkçı geçmişini geride bırakmadığını bilenler için oldukça şaşırtıcı bir durumdu...

Ancak bu durumun bir açıklaması vardı: Bush döneminde egemen olan 'medeniyetler çatışması' kuramı gereği 'sarışın ve evangelik' Bush'un Büyük Ortadoğu'da yürüttüğü Afganistan ve Irak'ı işgal politikaları büyük tepki toplamış, askeri üstünlük siyasi üstünlük kurmaya yetmemişti. Dolayısıyla taktik hedeflerde yeni bir değişim gündeme gelmişti. Müslüman ve Afrikalı bir geçmişe sahip esmer renkli Obama, 'haçlı seferi'ni bitirmek ve 'ılımlı İslam' akımını sahneye çıkarmak üzere ideal bir figürdü.

***

Donald Trump'ın politika sahnesine çıkması ve başkanlığa aday olması ise Obama döneminde 'ılımlı İslami' rejimleri Ortadoğu'nun standart rejimleri haline getirmeyi amaçlayan Arap Baharı'nın Suriye'de duvara tosladığı ve planın ters teptiği yıllara denk geldi...

O yıllarda Rusya, toparlanarak Ortadoğu'ya Suriye üzerinden yeni bir giriş yapmış, Çin büyük bir ekonomik atılım göstererek ABD'nin en büyük rakibine dönüşmüştü...

ABD'nin dünya üstünlüğünü korumayı amaçlayan stratejik hedefi bu durumda bir kez daha taktik bir değişimi zorunlu kılıyordu. Böylece Rusya ve Çin hedefe oturtuldu. Ancak taktik planda bu iki ülkeden hangisine öncelik verileceği konusunda ABD'yi yöneten 'küresel elit' içinde bir uzlaşma sağlanamadı... Bunun nedeni ABD'nin durdurulamayan gerileyişi nedeniyle bu kesim içindeki çıkar farklılıklarının ve görüş ayrılıklarının artmış olmasıydı.

(Devam edecek)