İstanbul'un fethinin ardından kurulan Tophane-i Amire ile başlayan üretim geleneği, yaklaşık 600 yıllık bir geçmişe dayanıyor. İmalat-ı Harbiye'den Makine ve Kimya Endüstrisi'ne uzanan bu köklü sanayi mirası, Türkiye'nin savunma sanayisindeki gelişimini gözler önüne seriyor. Bu tarihsel mirasın izleri ise bugün İmalat-ı Harbiye Müzesi'nde ziyaretçilere aktarılıyor.
Müzenin bulunduğu tarihi bina da en az içerisindeki eserler kadar önemli bir geçmişe sahip. Sultan II. Abdülhamid döneminde süvari kışlası olarak inşa edilen yapı, Milli Mücadele yıllarında cephelere gönderilen silah ve mühimmatın üretildiği ve sevk edildiği en kritik merkezlerden biri olarak kullanıldı. Ankara'da üretilen silahlar ve mühimmatlar buradan Anadolu'nun dört bir yanındaki cephelere ulaştırılarak bağımsızlık mücadelesine önemli katkı sağladı.

Bina 20 Kasım 1922'de çıkan büyük yangın sonucu bina tamamen kullanılamaz hale geldi. Ancak Cumhuriyet'in ilk yıllarında yeniden inşa edilerek Türk Silahlı Kuvvetleri'nin silah ve mühimmat ihtiyacını karşılayan önemli üretim tesislerinden biri olmayı sürdürdü.
Yangının ardından Mustafa Kemal Atatürk, eşi Latife Hanım ile birlikte bölgeyi ziyaret etti. Yeniden inşa çalışmalarını yerinde inceleyen Atatürk, Türk milletinin yaşanan felaket karşısında umutsuzluğa kapılmaması gerektiğini belirterek, hafızalara kazınan "Türk; öğün, çalış, güven!" sözünü burada dile getirdi.
Bugün müzeye ev sahipliği yapan tarihi yapı, yalnızca sanayi tarihinin değil, Cumhuriyet'in kuruluş sürecinin de simge mekânlarından biri olarak kabul ediliyor.

OSMANLI'DAN CUMHURİYET'E SANAYİ TARİHİ SERGİLENİYOR
22 Mayıs 2013'te kapılarını açan İmalat-ı Harbiye Müzesi, Türkiye'de sanayi tarihinin gelişimini kronolojik olarak ziyaretçilere aktarıyor.

Osmanlı dönemine ait silahlardan Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki üretim tezgâhlarına, MKE tarafından geliştirilen askerî araç ve gereçlerden mühendislik ekipmanlarına kadar binlerce eser müzede sergileniyor.

Koleksiyonda ayrıca mühimmat üretiminde kullanılan orijinal makineler, Yavuz Kruvazörü'ne ait parçalar, eski daktilolar, ankesörlü telefonlar, radyolar, hesap makineleri ve sanayileşme sürecine yön veren kişi ve kurumlara ait belge ile objeler de bulunuyor.

Tarihî eserlerin yanı sıra, MKE tarafından üretilen ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) halen kullandığı MPT-55, MPT-76 piyade tüfekleri ile JMK Bora-12 keskin nişancı tüfeği ve bu silahlara ait mühimmatlar da müzede ziyaretçilerle buluşuyor.

Bu belgeler arasında, Atatürk'ün kendisine ait arazilerden yaklaşık 600 bin metrekarelik bir bölümü savunma sanayisinde kullanılmak üzere Hazine'ye bağışladığını belgeleyen bağış makbuzu da yer alıyor

CEPHEDEN CUMHURİYETE UZANAN EMANET: GAZİ KOVAN
Müzenin en dikkat çeken ve manevi değeri en yüksek eserlerinden biri olan “Gazi Kovan”, Millî Mücadele’nin cephe ile cephe gerisi arasındaki görünmeyen bağını ortaya koyan eşsiz bir hatıra olarak öne çıkıyor. Hikâye, Mart 1921’de Birinci İnönü Muharebesi’nin en çetin anlarında İnönü Ovası’nda başlıyor.

Şiddetli çatışmalar sırasında topçu eri Karahisarlı Seyfi Çavuş, ateşlenen bir merminin boşalan kovanını eline alarak üzerine adını, birliğini ve tarihi kazıyor. Bu basit ama anlam yüklü not, cephedeki bir askerin iz bırakma çabasından öteye geçerek bir geleneğin ilk adımı oluyor. Boş kovan, prosedür gereği yeniden doldurulmak üzere Ankara’daki İmalat-ı Harbiye atölyelerine gönderiliyor.
Ankara'da kovanı inceleyen ustalar, üzerindeki yazıyı fark ettiklerinde cephedeki askerlerle bir bağ kurma fikrini geliştiriyor. Bunun üzerine, metal üzerine yazı kazımaya yarayan sivri uçlu bir çeliği bez parçasına sararak yeniden doldurulan kovanın üzerine bağlıyor ve cepheye gönderiyor.

Kısa süre sonra İkinci İnönü Muharebesi sırasında bu mermi Aksekili Ethem Çavuş’un eline geçiyor. Yoğun topçu ateşi altında mermiyi hemen kullanmak zorunda kalan Ethem Çavuş, üzerindeki bezi ve içindeki çelik kalemi ancak atıştan sonra fark edebiliyor. Soğuyan kovanı eline aldığında üzerindeki yazıyı okuyarak Seyfi Çavuş’un mesajını görüyor. Bunun üzerine aynı kalemi kullanarak kendi adını, birliğini ve tarihi kovana kazıyor. Kovan yeniden Ankara’ya gönderildiğinde artık iki askerin izi aynı metal parçası üzerinde birleşmiş oluyor.
İmalat-ı Harbiye’de kovanı karşılayan ustalar bu ikinci mesajı büyük bir sevinçle okuyor. Aynı kalemi tekrar mermiye bağlayarak cepheye gönderiyorlar. Böylece cephedeki askerlerle atölyedeki ustalar arasında sessiz ama güçlü bir iletişim ağı kuruluyor. Yaklaşık bir buçuk yıl içinde kovan dokuz kez gidip geliyor ve her dönüşünde Millî Mücadele’nin farklı cephelerinden izler taşıyor.

Hikâyenin en sarsıcı bölümü Eylül 1922’de yaşanıyor. Karahisarlı Seyfi Çavuş Banaz’daki çarpışmalarda şehit düşüyor. Batarya Komutanı Yüzbaşı Muhsin Talat, Seyfi Çavuş’un üzerinde bulduğu kovanı, bir mektup ve şehidin bakır künyesiyle birlikte İmalat-ı Harbiye’ye gönderiyor. Mektupta, Seyfi Çavuş’un ailesinin de düşman tarafından katledildiği ve artık onun hatırasının ustalara emanet edildiği ifade ediliyor.
Mektubu okuyan atölye çalışanları derin bir üzüntüye boğuluyor. Kamil Usta, Seyfi Çavuş’un künyesini iki küçük perçinle kovanın dibine sabitleyerek bu hatırayı kalıcı hale getiriyor. O andan itibaren kovan, sıradan bir mühimmat olmaktan çıkarak bir şehidin hatırasını taşıyan kutsal bir emanet haline geliyor.
Savaşın sona ermesinin ardından kovan bir süre mühimmat depolarında kalıyor. Ancak 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilanı sırasında yeniden ortaya çıkıyor. Teğmen Hamdi Vasıf, bu özel kovanın tarihi ana tanıklık etmesi gerektiğini düşünerek onu Ankara Kalesi’ndeki topçu birliğine götürüyor. Yüzbaşı Muhsin Talat’ın da onayıyla Cumhuriyet’in ilanını simgeleyen 101 pare top atışının sonuncusu bu kovanla yapılıyor. Böylece Gazi Kovan, yalnızca bir savaş hatırası değil, aynı zamanda Cumhuriyet’in doğuşuna eşlik eden simgesel bir unsur haline geliyor.
Bugün Gazi Kovan, İmalat-ı Harbiye Müzesi'nde Karahisarlı Seyfi Çavuş'un bakır künyesi, kan izlerini taşıyan mintanı ve adını kovana kazımakta kullanılan metal kalemle birlikte sergileniyor. Aynı vitrinde yer alan bu emanetler, cephedeki askerlerle İmalat-ı Harbiye ustaları arasında kurulan dayanışmayı ve Millî Mücadele'nin unutulmayan insan hikâyesini ziyaretçilere aktarıyor.

MKE ANKARAGÜCÜ'NÜN TARİHİ BAŞARILARI DA SERGİLENİYOR
Bu eserlerin yanı sıra MKE Ankaragücü’nün erken dönemine ait 1930’lu yıllarda kazanılan mıntıka birincilikleri, güreş branşında elde edilen kupalar ve kulübün tarihine ışık tutan çeşitli spor materyalleri de müze koleksiyonunda sergileniyor. Bu yönüyle müze, yalnızca savunma sanayisinin değil, Ankara spor tarihinin de önemli arşivlerinden biri niteliği taşıyor.
Atatürk'ün "Türk; öğün, çalış, güven!" sözünü söylediği tarihi bina, bir zamanlar bağımsızlık mücadelesine üretimiyle güç verirken, bugün aynı ruhu taşıyan binlerce eserle Türk sanayi tarihini gözler önüne seriyor.

ÜCRETSİZ OLARAK ZİYARET EDİLEBİLİYOR
İmalat-ı Harbiye Müzesi, hafta içi 09.00-17.00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. Müze, pazar günleri ile dini ve resmî tatil günlerinde ziyarete kapalı bulunurken, ziyaretçilerden giriş ücreti alınmıyor.
Müzeyi ziyaret etmek isteyenler, Tandoğan istikametine hizmet veren toplu taşıma araçlarıyla müzeye ulaşabiliyor. Müzenin bulunduğu güzergâhtan 220-7, 267, 309, 339-7 ve 608 numaralı otobüs hatları, BAŞKENTRAY, B22 ve B40 tren hatları, M1, M2, M3 ve M4 metro hatları ile A1 Ankaray hattı geçiyor.
Müze, resmî internet sitesinde yer alan 360 derece sanal tur uygulaması aracılığıyla dijital ortamda da gezilebiliyor. Böylece Türkiye'nin savunma sanayisi ve üretim tarihine ışık tutan eserler, fiziksel ziyaretin yanı sıra çevrim içi olarak da incelenebiliyor.





