38 Kuşağı'nın öyküsünü anlatmaya Atatürk ve İsmet İnönü'nün kişilikleri ve siyasete bakışları arasındaki farkı hatırlatarak başlamıştık...
Bunun nedeni, bu farklılıkların sözünü ettiğimiz kuşağın kaderinde çok önemli bir rol oynamış olmasıdır...
O nedenledir ki, yazımızın birinci bölümüne '38 Kuşağı mensupları, İsmet İnönü'nün Cumhuriyet devrimlerini kökleştirme ve devam ettirme tutumu içinde olduğu ölçüde hizmet verebilmiş, ama özellikle II. Dünya Savaşı'nın ardından Türkiye'nin ABD'nin nüfuz alanına girmesine paralel olarak yükselen gerici akımlar karşısında taviz siyasetine yöneldiği dönemde birer birer tasfiye edilmişlerdir' diyerek son vermiştik.
***
1917 yılında doğan, 1938 yılında Mülkiye'den mezun olarak devlet hizmetine başlayan, daha sonra maliyeci, dışişleri görevlisi, milletvekilli ve bakanlık gibi değişik devlet görevlerinde bulunan Cahit Kayra, anılarını topladığı kitaba '38 Kuşağı' adını vererek bir anlamda bu kuşağın 'isim babalığı'nı yapmıştır...
Kayra, kitabının önsözünde bu kuşakla ilgili şunları söylüyor:
'Benim 1938 kuşağı olarak adlandırdığım kadro, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yönetimin başına geçen insanlardan oluşuyor. İlk temsilcileri 1908 kuşağının ikinci sınıf insanlarıdır. Daha sonra bu kadroda askerler, iyi niyetli ama güçsüz ve bilinçsiz politikacılar ve giderek yozlaşan bir bürokrasi de yer alacaktır. Ben de bu kuşağın ürettiği kadro içinde uzun süre bürokrat ve politikacı olarak sorumluluk alanlardan biriyim. Düşler hep ileriye yönelik olur. Ben ise tersine, 1908 kuşağı içinde yer alıp 1930'lu yıllarda dünyadan ayrılmış olmanın düşleriyle yaşarım.' (Bkz. '38 Kuşağı, Cumhuriyetle Yetişenler', C. Kayra, İş Bankası Yay.)
***
Bu sözlerden, Kayra'nın 1908 Kuşağı'nın 'dağdağalı' yaşam ve mücadelesi ile kendisinin dahil olduğu '38 Kuşağı'nın 'durağan' yaşam koşullarını kıyasladığında gönlünün birincilerden yana olduğu anlaşılıyor. Nitekim, kendisi bu satırların devamında bir başka 'parıltılı' kuşak olan '68 Kuşağı' için de şu tanımlamayı yapıyor: '1968 kuşağı bir kuyruklu yıldızdır. Yeterince değerlendiremediği büyük kitleye çarpan bir kuyruklu yıldız. Bir heyecan kuşağı'...
Kayra'nın gönlü 1908 kuşağı ile 1968 kuşağından yana kaysa da, bizim gibi '68 kuşağından geriye kalanlar', aradan geçen bunca yıldan sonra bürokrasinin insanları öğüten çarklarında tartışmalı bir dönemin yüklerini taşıyan ama geride unutulmaz izler bırakan 38 kuşağının bu ülke için yaptıklarının değerini her geçen gün biraz daha iyi anlıyorlar...
Bu yazının amacı , o kuşağın yaptığı önemli işler kadar kendilerine yapılan haksızlıkları da hatırlatmak, bir bakıma onlara olan şükran borcumuzun ödenmesine küçük de olsa bir katkıda bulunmaktır.
***
Ancak konuya girmeden önce burada bir çekincemizi belirtelim...
Kayra, 'Benim 1938 kuşağı olarak adlandırdığım kadro, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yönetimin başına geçen insanlardan oluşur' diyor...
Oysa o kuşak, 'Kayra'nın dünyadan ayrılmayı düşlediği '30'lu yıllar'dan önce, Atatürk'ün henüz hayatta olduğu ve cumhuriyet devrimlerinin ateşinin yandığı yıllarda sahneye girmiş; Cumhuriyet devrimlerinin hayata geçirilmesinde önemli roller üstlendikten sonra 1946'da başlayıp 1950'de sona eren 'gericiliğe teslimiyet yıllarında sahneden çekilmişlerdir.
***
Sözünü ettiğimiz insanlar, örneğin 'Milli Eğitim'in kurucusu diyebileceğimiz 1929 yılında yaşamını yitiren Mustafa Necati...
Onun yükselttiği bayrağı devralarak 1932-33 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı yapan Reşit Galip...
1938'de göreve geldikten sonra öncellerinin çizgisini devam ettiren ama 1946 yılında gericilerin azgınlaşan saldırıları karşısında sahneden ayrılmak zorunda kalan Hasan Ali Yücel...
Bu isimlerin hepsi, 1890'lı yıllarda doğmuş, Cumhuriyetin eğitim sisteminin gelişme dönemlerinde önemli roller üstlenmiş ve bir zincirin halkaları gibi birbirlerine eklemlenerek sözünü ettiğimiz kuşağın parçalarını oluşturmuşlardır...
Bu insanlar, bürokraside görev yapmışlar ama sıradan bürokratlar olmamışlardır...
Dolayısıyla bu kuşağı 'Cumhuriyetin devlet adamları' olarak tanımlamak daha doğru olacaktır.
(Devam edecek)