DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen ortaya çıkan tablonun artık yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ciddi bir toplumsal ve sosyolojik kriz anlamına geldiğini söyledi. Ekmen, en zengin ile en yoksul kesimler arasındaki gelir farkının 23 kata kadar çıkmasını “felaket tablosu” olarak nitelendirdi. Ekonomik büyümenin toplumun geneline yayılmadığını, tersine ücretler üzerinde baskı kurularak şekillendiğini ifade eden Ekmen, gelir eşitsizliğinin 2014 yılından bu yana kalıcı hale geldiğini vurguladı. TÜİK verilerinin dahi bu gerçeği saklayamadığını belirten Ekmen, şu değerlendirmede bulundu: “2014’ten bu yana derinleşen bir eşitsizlik katsayısı ile karşı karşıyayız. Büyüme var deniliyor ama bu büyüme emeğe yansımıyor. Ücret baskısı ve gelir adaletsizliği üzerinden şekillenen bu tabloyu iktidar görmek istemiyor. Oysa rakamlar son derece net.”
“HALKIN DEĞİL, ZENGİNİN GELİRİ ARTIYOR”
Ekmen’in paylaştığı verilere göre, en yüksek gelire sahip yüzde 20’lik kesimin toplam gelirden aldığı pay yüzde 48’e ulaşmış durumda. Buna karşın, en düşük gelir grubundaki yüzde 20’lik kesimin payı yalnızca yüzde 6,4 seviyesinde bulunuyor. Bu grubun gelir payında yaşanan artış ise sadece 0,1 puan ile sınırlı kaldı. “Bu tablo, gelir makasının kapandığını değil, aksine korkutucu bir biçimde aynı genişlikte durduğunu göstermektedir” diyen Ekmen, mevcut ekonomik büyüme modelinin adaletsizliği kalıcı hale getirdiğini ifade etti. TÜİK’in hanehalkı yıllık ortalama gelirini 662 bin 414 TL olarak açıklamasının sahadaki gerçeklikle örtüşmediğini söyleyen Ekmen, özellikle asgari ücretle geçinen ailelerin bu rakamın çok gerisinde kaldığını belirtti. “Dört kişilik bir ailenin asgari ücretle yıllık geliri, ara zam yapılsa dahi ancak bu ortalamanın yarısına yaklaşabiliyor. Bu da bize şunu gösteriyor: Açıklanan ortalama gelir, toplumun büyük çoğunluğunu temsil etmiyor.” Gelir gruplarına göre dağılım incelendiğinde, ortalama gelir verisinin yanıltıcı hale geldiğini vurgulayan Ekmen, ülke nüfusunun yarısından fazlasının açıklanan ortalama gelirin altında bir gelirle yaşam mücadelesi verdiğini söyledi. “Türkiye’de sorun gelirin seviyesi değil, gelirin nasıl paylaşıldığıdır” diyen Ekmen, gelir artışlarının geniş halk kesimlerine yayılmadığını, tersine üst gelir gruplarında yoğunlaştığını dile getirdi.
“EN YOKSUL YÜZDE 5 İLE EN ZENGİN YÜZDE 5 ARASINDA UÇURUM”
Ekmen’in verdiği çarpıcı rakamlara göre, toplumun en yoksul yüzde 5’lik kesiminin yıllık ortalama geliri yalnızca 129 bin TL iken, en zengin yüzde 5’in geliri 2 milyon 993 bin TL’ye ulaşmış durumda. Bu tabloyu yalnızca ekonomik değil, sosyolojik bir kırılma olarak değerlendiren Ekmen, şu ifadeleri kullandı: “İstanbul’da gökdelenlerin ve lüks rezidansların yanı başında hâlâ gecekondular varsa ve o rezidanslarda yaşayanlar o mahalleleri görmüyorsa, bu artık sadece gelir adaletsizliği değil, toplumsal bir kopuştur.” Gelir dağılımının yüzde 10’luk dilimler üzerinden incelendiğinde de tablo değişmiyor. Ekmen’e göre, en yoksul yüzde 10’un yıllık ortalama geliri 158 bin TL’de kalırken, en zengin yüzde 10’un geliri 2 milyon 170 bin TL’yi aşıyor. Böylece iki grup arasındaki fark yaklaşık 14 kata ulaşıyor. Ancak Ekmen’e göre asıl dikkat çekici olan, gelirin üst dilimler içinde bile giderek daralan bir kesimde toplanması: “Toplam gelirden en yüksek payı alan grup yüzde 10’luk dilim gibi görünse de, asıl yoğunlaşma bu grubun içindeki ilk yüzde 5’te yaşanıyor. Yani gelir artışının büyük kısmı, çok dar bir çekirdek gruba aktarılıyor.”
“SORUN BÜYÜME DEĞİL, BÜYÜMENİN KİME YARADIĞI”
Ekmen, Türkiye’de gelir eşitsizliğinin artık sadece “zengin-yoksul” ayrımıyla açıklanamayacak kadar derinleştiğini belirterek, zenginler arasında dahi yukarı doğru bir yoğunlaşma oluştuğunu söyledi. “Türkiye’de mesele gelirin artıp artmadığı değildir. Asıl mesele, artan gelirin kimlerin cebine girdiğidir. Bu tablo, ekonomik büyümenin toplumun geneline yayılmasını engelleyen yapısal bir adaletsizliğin açık kanıtıdır.”





