12 Eylül 1980…
Türkiye demokrasisine vurulan ağır bir darbenin o acı günü.
O sabah tanklar sokaklardaydı, siyaset susturulmuş, Meclis kapatılmış, özgürlükler askıya alınmıştı. Binlerce insan gözaltına alındı, cezaevleri doldu; toplumun hafızasında derin yaralar açıldı.
Aradan 46 yıl geçti.
12 Eylül’ün ardından yalnızca siyaset değil, toplumun sesi de değişti. Üniversitelerden sendikalara, basından kültür hayatına kadar pek çok alanda baskının gölgesi hissedildi. Bir kuşağın hayalleri yarıda kaldı, insanların hafızasında silinmesi zor izler bırakıldı.
O günleri yaşamayan genç kuşaklara düşen ise geçmişi anlamaktır. Çünkü demokrasi kendiliğinden var olan bir değer değildir. Onu yaşatmak; farklı düşünceye tahammül etmek, hukukun üstünlüğüne inanmak ve sandıktan çıkan iradeye sahip çıkmakla mümkündür.
Bugün 12 Eylül’e baktığımızda geriye yalnızca acı bir tarih bırakmamalıyız. Aynı zamanda güçlü bir ders çıkarmalıyız: Bir ülkede sorunların çözümü tanklarda değil, sandıkta; baskıda değil, hukukta aranmalıdır.
Bugün bize düşen, 12 Eylül’ü unutmamak ve aynı karanlığın bir daha yaşanmaması için demokrasiyi, hukuku ve özgürlükleri savunmaktır.
12 Eylül’ü unutmadık. Unutmayacağız.
Devamı için tıklayınız.