Bir önceki yazımızda 1 Mayıs'ın tarihini ve dünya işçi sınıfı açısından öneminden söz etmiştik...
Ne var ki mesele yalnızca işçi sınıfının hakları ile sınırlı değildir...
Aynı zamanda demokrasi meselesidir!
***
Bizde demokrasi genellikle siyasi partilerin varlığı ve mücadelesi ile sınırlı olarak anlaşılır...
Eğer bir rejimde siyasal partiler varsa ve bunların bir bölümü seçime katılarak memleketi kimin yöneteceğine karar veriyorlarsa o ülkede demokrasinin varlığı tartışmasız kabul edilir...
Oysa siyasal partilerin varlığı ve birbiriyle yarışması demokrasinin özüne değil biçimine ilişkin bir olgudur... Demokrasi açısından belirleyici bir önem taşıyan şey, siyasal özgürlüklerin var olup olmadığıdır.
***
Siyasal özgürlüklerin düğüm noktası ise emekçilerin siyasal özgürlükten yararlanıp yararlanmadığıdır...
Çünkü, onlar genellikle 'eksikli' muamelesi görür ve bu hak en son onlara tanınır...
Aslında bu hak onlara tanınmadığı sürece 'eksikli' olanın bizzat demokrasi olacağı gerçeği gözden kaçırılır.
***
Demokrasilerin beşiği olarak kabul edilen Batı'da emekçiler ve kadınlar, seçme-seçilme ve örgütlenme hakkını uzun ve zorlu mücadeleler sonucu elde edebilmişlerdir...
Elde edilen haklar da siyasal bunalım ve ekonomik kriz dönemlerinde saldırıya uğramış ve fiiliyatta ortadan kaldırılmıştır...
İki dünya savaşı arasındaki dönemde Avrupa'da faşizmin egemen olduğu yıllar, bunun en açık kanıtıdır.
***
Bizim ülkemizde de işçilerin grev ve toplu sözleşme hakları, kadın hakları gibi haklar ilk kez İkinci Meşrutiyet döneminin 'özgürlükçü' havası içinde ortaya çıkmış ve belirli bir gelişme göstermiştir...
Birinci Dünya Savaşının yarattığı ortamda bu haklar rafa kaldırılmıştır...
Cumhuriyetin ilk yıllarında da böyle bir gelişme olmuş, ancak 1925 yılında Takrir-i Sükun Kanunu'nun çıkarılmasından sonra bu haklar kullanılamamıştır... Zaten o dönemde 'çok partili rejim' denemeleri de başarıya ulaşamamıştır.
***
27 Mayıs Anayasası'nın özgürlükçü hükümleri sayesinde bu haklar kısmi olarak tekrar gündeme gelmiştir... Ancak 12 Mart askeri müdahalesi sonrasında emekçi hakları tümüyle askıya alınmıştır...
Askeri müdahalenin ardından sivil yönetime dönüldüğünde toplumsal mücadeleler yeniden canlanmıştır; bunun sonucunda emekçiler, verdikleri mücadeleler sayesinde fiili olarak son derece önemli haklar kazanmışlardır...
Ancak bu mücadele o dönemde işveren çevrelerini ve tutucu çevreleri rahatsız etmiş, ABD'nin de teşvikiyle gerçekleştirilen 12 Eylül askeri darbesiyle bir kere daha emekçi hakları yok edilmiştir.
***
Görüldüğü gibi, Batılı ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de demokrasi mücadelesi ile emekçi hakları için yürütülen mücadele arasında açık bir paralellik vardır...
Demokrasi ve emekçi mücadelesi ile kadın hakları için yürütülen mücadele için de aynı şeyi söyleyebiliriz...
Emekçi hakları mücadelesi ile kadınların hukuki ve fiili özgürlük mücadeleleri demokrasi ile bir bütündür... Bunlar olmadan demokrasi, biçimsel bir görüntüden ibaret kalmaya mahkûmdur.
***
İşte tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de 1 Mayıs'ın önemi buradan gelir...
Çünkü 1 Mayıs, yalnızca bir 'işçi bayramı' değil, aynı zamanda demokrasinin ve kadın haklarının gelişmesinden yana olan tüm ilerici ve demokratik güçlerin birlik ve mücadele günüdür...
Bu mücadele kuşkusuz toplumsal yaşamın her gününü, her saatini kapsar, ancak 1 Mayıs'ta sembolleşir.
***
Günümüzde ülkemiz yine ekonomik bir krize sürüklenmektedir...
Böyle ortamlarda işçi haklarının budanması gündeme gelir...
Bu yapılırken de demokrasinin korunması için bedel ödenmesi gerektiği ileri sürülür.
***
Oysa gerçek tam tersidir...
Krizin nedeni emekçiler ya da onların yararlandığı haklar değildir... Kaldı ki, emekçiler ve toplumun ezilen kesimleri, demokratik rejimi haklarının garantisi olarak görür ve savunur...
Eğer aradaki bu bağ koparsa, o zaman demokrasi sahipsiz kalır ve bundan en çok demokrasiyi ortadan kaldırmak isteyen güçler yararlanır.