Önceki yazımızda 1980’li yıllara kadar şu ya da bu şekilde mevcut düzene alternatif olarak mücadele eden siyasi partiler ve demokratik kitle örgütlerin neoliberal düzeni ayakta tutan araçlara dönüştürüldüklerini söylemiş...

“Günümüzde bu örgütler kendilerine hangi adı verirlerse versinler, ‘demokrasi’ maskesi takmış ABD/Avrupa kökenli oligarşik düzenin sınırları içine hapsedilmiş durumdadır” demiştik...

Ne var ki, bu “demokrasinin” altı ne zaman biraz kazınsa, faşizmin çirkin yüzü ortaya çıkmaktadır.

***

Bu olayın en açık örneği Ukrayna’da yaşanmıştır...

Rusya’dan bağımsızlığını kazanmasının ardından ülkenin gerçekleri üzerine oturan bir siyasi yapı oluşmuş bulunmaktaydı. Bu yapı, ülkenin Ukraynalı, Rus ve Kırım Türklerinden oluşan etnik bileşimini bir arada tutmakta, ülke Rusya’dan bağımsızlığını kazanan Orta Asya Türk cumhuriyetleri gibi Rusya ile ekonomik ilişkilerini korumaktaydı. O dönemde Rusya’nın kendisi de Gorbaçov-Yeltsin dönemlerinde batı tarafından empoze edilen politikalarla bir yarı-sömürge haline getirilmişti...

Bu dönemde “demokrasi havariliği”ne soyunmuş olan ABD ve Batı Avrupalı emperyalist ülkeler Rusya’nın tüm kaynaklarını yağmaladılar. Bununla da yetinmeyip “demokrasi” adına ülkeyi daha küçük birimlere ayırmak ve bir gün yeniden güç kazanması durumunda onu yok etmek için NATO’yu korudular ve genişlettiler.

***

Ne zaman ki Putin’in iktidara gelmesinden sonra Rusya ulusal politikalar uygulayarak toparlanmaya başladı; o zaman hem Batılı ülkelerin hem de onların denetimindeki iletişim organlarının gerçek yüzü açığa çıktı...

O dönemde Rusya ile Batı arasında bir denge politikası izleyen Ukrayna Devlet Başkanı Yanukoviç, ABD ve Batılı ülkelerin örgütlediği ve emrindeki iletişim araçlarıyla “demokrasi” güçleri olarak gösterdiği neo-Nazilerin öncülük ettiği bir “renkli devrim” ile devrildi. Bu olayda neo-Nazilerin en yakın işbirlikçileri “sivil toplumcu neoliberaller”di. Yanukoviç’in devrilmesinde en önemli rolü ise onu “diktatör”, neo-Nazileri ise “devrimci kahramanlar” olarak gösteren “dijital” iletişim araçları üstlenmişti.

***

Geçtiğimiz günlerde Kanada’da yaşanan bir olay Nazilerle sözde demokrasi aşığı Batılı güçler arasındaki işbirliğini göstermesi açısından iyi bir “örnek”tir...

Bilindiği gibi neoliberal güçlerin iletişim organları sayesinde parlatıldıktan sonra neo-Nazi güçlerin desteğiyle başkanlık koltuğuna oturtulan “eski aktör” Zelensky, geçtiğimiz günlerde Kanada’ya bir ziyaret gerçekleştirdi. Zelensky, ziyaret sırasında Kanada Parlamentosundaki Batılı dostlarına bir teşekkür konuşması yaptı. Bu konuşmanın ardından Kanada Parlamentosu Avam Kamarası Başkanı Rusya’ya karşı savaşan Ukraynalı bir kahraman” olarak Yaroslav Hunka isimli bir “kahramanı” parlamento üyelerine tanıttı ve alkışlattı. Ne var ki bu “kahraman” 98 yaşındaydı. Gösterdiği kahramanlık da II. Dünya Savaşı sırasında Hitlerci Alman Ordusuna bağlı Ukraynalı gönüllülerden oluşan “SS Galiçya Tümeni”nin bir mensubu olarak kendi insanlarına ve Hitler ile savaşan Rus vatandaşlarına yapılmış olan katliamlara katılmaktı. Bu “kahramanlıkları” sayesinde savaştan sonra İngiltere’ye götürülerek soğuk savaşta görevlendirilmiş, sonra da kendisine Kanada’da görev verilmişti...

Neyse ki, Ukrayna’da savaşan neo-Nazileri kahraman göstermeyi amaçlayan bu provokasyon, Naziler aynı zamanda Yahudi katliamı da yaptıkları için İsrail’in hoşuna gitmedi ve İsrail yanlısı medya işin içine karışarak sahte kahramanın gerçek yüzünü açığa çıkardı.

***

Günümüzde ABD ve Batılı devletlerin kendi hegemonyalarına karşı çıkan Rusya ve Çin’e karşı yürüttükleri savaşta insansız savaş araçları ve SİHA gibi robotik silahlar önemli bir rol oynamaktadır. Bu silahların yanı sıra dünyayı saran iletişim ağları da yapay zeka ile hazırlanmış sahte “katliam belgeleri” ve benzeri programlar da bu savaşta kendilerine verilen görevleri yapmaktadır...

Bu “iletişim ve teknoloji savaşı”nın örneklerini daha önce ABD’nin Irak’ı işgalini meşru göstermek amacıyla hazırlanan ve tüm Batı medyasında yayınlanan sahte “petrole bulanmış kuş” haberlerinde görmüştük. Aynı yöntemler Suriye’nin işgal girişimi sırasında “Beyaz Baretliler” tarafından hazırlanan “kimyasal silah saldırıları” konulu sahte belgesellerin yayılmasında da uygulanmıştı. Kuşkusuz, önümüzdeki yıllarda yapay zekanın da katkısıyla bu tür kirli yayıncılık “çağ atlayacak” (!) gerçekle yalanı ayırt etmek daha da zorlaşacaktır.

(devam edecek)