Suriye'deki savaş, başlangıçta Arap Baharı'nın 'çiçek açtığı' döneme benzer bir seyir izledi...
Sanki Baas dönemi rejimlerinden sonuncusu da öncekiler gibi ABD öncülüğündeki bir koalisyon tarafından çökertilecek ve yerini ABD etkisindeki ılımlı İslamcı bir rejime bırakacaktı...
Bunun sonucunda da ülke, etnik ve dinsel farklılıklar temelinde her biri ABD'ye bağımlı parçalara bölünecekti.
***
Ancak öncelikle Suriye'deki rejimin halkın farklı inançtaki kesimlerini etrafında tutarak direnmeyi başarması, daha sonra da uzun süredir ABD'nin dünyayı yeniden biçimlendiren operasyonlarını seyretmekle yetinen Rusya'nın Suriye rejiminin yanında saf tutarak olaya müdahil olması olayın seyrini değiştirdi...
Sonuçta ABD senaryosu gerçekleşmedi...
Uzayıp giden savaş, ABD'nin göründüğü kadar güçlü olmadığı gerçeğini ortaya çıkardı ve koalisyon güçleri çeşitli çelişkiler nedeniyle parçalandı... Türkiye de bu süreçte ABD'nin ılımlı İslamcı güçlerden desteğini çekip Kürt kozunu oynaması nedeniyle 'koalisyon'dan uzaklaştı.
***
Bu noktadan sonra Suriye'nin işgal altındaki toprakları, Çin ve İran gibi ülkelerin de desteğini alan Rusya-Suriye ittifakı ile ABD-İsrail ittifakı arasındaki mücadeleye sahne oldu...
Savaşan tarafların birbirine üstünlük sağlayamayağının anlaşılması üzerine, bu iki cephe, olayı pazarlıkların sürdüğü sürüncemeli bir savaşa dönüştürdü...
Bu durum, Türkiye'ye güney sınırında kukla bir Kürt devleti kurulması tehlikesine karşı her iki cephe arasında manevralar yaparak etki alanları yaratma ve sonuçta bir 'güvenli bölge' kurma imkanı tanıdı.
***
Bu manevralar, genelde 'denge siyaseti' olarak adlandırıldı...
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu koşullarda Rusya'nın oluşturduğu Soçi Platformu ile Trump'ın Vaşington'da kurduğu masa arasında mekik dokuyarak her iki taraftan da isteklerinin bir bölümünü elde edebildi... Kısa bir arayla hem ABD hem de Rusya ile güvenli bölge konusunda mutabakat anlaşmaları imzalanması böyle bir konjonktürde gerçekleşti...
Ne var ki, bu siyasetin başarısı, bölgenin en güçlü ordusuna sahip ülkenin karşı tarafta yer almasını istemeyen ABD ve Rusya'nın Türkiye'nin talep ve ihtiyaçlarına cevap vermeye devam etmelerine bağlı.
***
Peki, bu durum 'sürdürülebilir' mi?..
Kısa vadede belki, ancak uzun vadede zor...
Çünkü, günümüzde uluslararası konjonktür olağanüstü bir istikrarsızlık ortamı içinde şekilleniyor... Güç dengeleri ve ittifaklar, her an değişebiliyor; 'soğuk savaş' dönemindeki gibi bir 'istikrarlı istikrarsızlık' artık mümkün değil.
***
Somut durumu analiz edersek...
Şu anki durum yukarıda da belirttiğimiz gibi iki cephenin yürüttükleri bir 'vekalet' savaşında birbirlerine üstünlük kuramamış olmalarına dayanıyor...
Ancak, ortada bir de Çin faktörü var...
İçinde yaşadığımız koşullarda Çin de kendi denge politikasını yürütüyor... Bir yandan ABD'nin ilan ettiği 'ekonomik savaş'ı yumuşatacak formüllerle uzlaşma ararken, diğer yandan ABD'yi zayıflatmak için Rusya ile taktik bir ittifak yapıyor...
ABD yönetimi ise, şu anda Trump'ın başını çektiği 'Rusya ile uzlaş, Çin'le mücadeleye ağırlık ver' politikasını savunanlarla; Pentagon ve 'savaş baronları'nın başını çektiği 'Rusya'yı kuşat ve rejimi değiştir; sonra Çin'e yönel' politikasını savunanlar arasında şiddetli bir mücadeleye sahne oluyor...
Rusya'ya gelince... O da bir yandan Çin'le ilişkilerini geliştirirken öte yandan Trump'ın Rusya ile uzlaşmayı savunan politikalarından yararlanabilmek için ona açık bir destek veriyor... Son başkanlık seçimlerinde Trump'ın kazanmasını sağlayan 'Clinton e-maillerinin şifresinin kırılması ve Trump'a sunulması' iddiaları böyle bir konjonktürden kaynaklanıyor.
***
Kısacası, Suriye'de savaşın kesintiye uğraması, Trump'ın ve Putin'in Ortadoğu ve Suriye'de nüfuz alanları konusunda anlaşarak el sıkışmalarına yol açabilir...
Öyle bir durumda Türkiye'nin mücadele eden her iki tarafla da iyi geçinerek yürüttüğü 'denge politikası'nı mümkün kılan koşullar ortadan kalkar...
Daha da kötüsü, iki taraf Türkiye'nin bölgedeki etkinliğini kırmak için birlikte hareket edebilir.
(Devam edecek)