Bir önceki yazımızda İspanyol düşünür Unamuno'nun İç Savaş döneminde uygarlığı ancak despotik bir yönetimin kurtarabileceği düşüncesinden hareketle faşist Franco güçlerini desteklediğini, ancak işlenen 'insanlık suçları'na tanık olunca 'vicdanının sesini dinleyerek' yanlıştan döndüğünü görmüştük...

Unamuno'ya hayatı da dahil olmak üzere büyük bir bedel ödeten bu yanılgıdan çıkarılacak ders, meselenin yalnızca bir yanıdır... Çünkü kimi zaman vicdan 'yolunu şaşırmış aklı' uyarırken, kimi zaman da akıl vicdanı harekete geçirebilmektedir...

İnsanı insan yapan da bu iki vasfın, tek bir bünyede kah uzlaşarak kah çatışarak hüküm sürmesidir.

***

Karışık gibi görünen bu saptama, her iki vasfın da insanlarda bir şekilde birarada bulunması ve birbirini etkilediği gerçeğine dayanmaktadır...

Genelde aklın beyin ve duyularla, 'vicdan'ın ise (buna 'kalp' de diyebiliriz) duygularla ilişkili olduğu düşünülür ve bu benzetme daha ileri götürülerek, bilimle uğraşanların aklı, sanatla uğraşanların duyguları (vicdanı ve kalbi) dile getirdikleri ileri sürülür...

Böylece, 'akıl' ve 'vicdan' birbirini tamamlayan bir bütün olarak değil, birbirine zıt 'iki kültür'ün konusu olarak görülür.

***

1959 yılında, aynı zamanda başarılı bir romancı ve eleştirmen olan İngiliz bilimadamı, C.P. Snow, Cambridge'deki Senato Salonunda verdiği 'İki Kültür ve Bilimsel Devrim' konulu konferansta bu çatışma üzerinde durmuştu...

2005 yılında TÜBİTAK tarafından 'İki Kültür' başlığıyla yayınlanan konuşmasında Snow, söz konusu iki kültürü, 'edebi bilimcilerin kültürü' ve 'doğa bilimcilerinin kültürü' olarak ayrıştırmıştı...

Kitaba bir önsöz yazan İngiliz Edebiyatı ve Entelektüel Tarihi Profesörü Stefan Collini, konuşmanın önemini şu sözlerle anlatmaktadır:

'Konuşma, eğitim müfredatlarının insanlara her iki bilgi dalında da yeterli bir eğitim vermek üzere nasıl değiştirilmesi gerektiğini sormaktan da öte bir şey yapıyordu... Dünyanın öncü ülkeleri arasında Britanya'nın yerinin ne olacağını soruyordu; zengin ülkelerin yoksullara nasıl yardım etmesi gerektiğini (edip etmeyeceğini değil, nasıl edeceğini) soruyordu; gezegenin nasıl besleneceğini ve geleceğin insanlık için ne tür umutlar barındırdığını soruyordu.'

***

Snow'un dile getirdiği sorun, aynı yıllarda 'bilim kültürü' alanının kendi içinde bir başka ayrışmaya daha yol açmıştı...

O yıllarda beyin ve ruh bilimcileri (nörologlar ve psikiyatrlar), farklı yollardan (biri deneysel diğeri 'öyküsel') insan beyninin ve 'ruhunun' gizemlerini çözmeye çalışmaktaydılar...

İnsanların tıbbi amaçlarla 'kobay' olarak kullanılması tüm dünyada yasaklanmış olduğu için çeşitli hayvanlar üzerinde bir çok deney yapılmasına karşın insan beyni yakın zamana kadar ancak dolaylı yollardan gözlemlenebiliyordu ve genel kanı, insan beyninin işleyişinin en gelişmiş hayvandan bile çok farklı olduğu yönündeydi.

***

Son zamanlarda ileri görüntüleme tekniklerinin gelişmesi sonucu insan beyni de bir 'araştırma nesnesi' haline gelmiş ve beyinle ilgili bilgilerimiz genişlemiş bulunmaktadır...

Bu bilgiler, birbirinden ayrıymış gibi görünen 'içgüdüler' (vicdan ya da kalp) ile 'akıl' arasındaki farklılıkların, sinirlerin ilettiği duyular ve 'ruh hallerinin' beyinin farklı bölümlerinde farklı biçimlerde işlenmesinden kaynaklandığını ve bütün bu sistemin birbirlerini etkileyerek gelişen tek bir yapı oluşturduğunu göstermektedir...

Böylece insan ve insansı maymunlar arasındaki farkın bir yönüyle (özellikle soyut düşünce ve dil geliştirme yeteneği söz konusu olduğunda) 'tür farkı' olarak görülebileceği, ama beynin fizyolojisinin şekillenmesi ve beyindeki işbölümü açısından bakıldığında bunun bir 'derece farkı' olduğu anlaşılmış bulunmaktadır.

***

Bütün bunlardan çıkarılabilecek sonuç, akıl ve vicdanın insanı insan yapan hasletler oldukları ve bunların birbirlerinden ayrılamayacaklarıdır...

Namık Kemal, kendi zamanında insanları akıllarını kullanmaktan men etmek isteyen yöneticilere karşı yazdığı 'Hürriyet Kasidesi'nde, 'Ne mümkün zulm ile bi-dad ile imha-yı hürriyet / Çalış idraki kaldır muktedirsen ademiyetten' (Zulüm ve baskı ile özgürlüğü ortadan kaldırmak ne mümkün / Elinden geliyorsa insanların düşünmesini engelle) demişti...

Özdeyiş haline gelen bu mısraları, günümüzdeki bilimsel gelişmeler ışığında artık 'idrak' sözcüğünün yanına 'vicdan' sözcüğünü de ekleyerek okuyabiliriz.