Son yazımızda ABD'nin, kendi politikasına alet olmadıkları zaman NATO içindeki 'ortaklarını' çeşitli biçimlerde 'yola getirmeye' çalıştıklarını söylemiş...
Buna karşılık hükümetlerin ABD'nin politikalarına alet olmaları durumunda, bu sefer de kendi halklarının gözünde itibar kaybederek iktidarı bırakmak zorunda kaldıklarını sözlerimize eklemiştik...
Duruma Türkiye açısından baktığımızda, ülkemizde de ABD ve NATO yanlısı olmanın maliyetinin giderek arttığını, özellikle de 15 Temmuz darbe girişiminden sonra insanların eskiden olduğu gibi 'Amerikan hayranı' olmaktan giderek uzaklaştığını görüyoruz. O nedenledir ki, geçmişte ABD'yi savunan ve 'Amerikancı' olmanın tüm avantajlarından yararlanan siyasal partiler bile artık ABD yanlısı söylemlerden uzak durmaya dikkat ediyor; zaman zaman 68'in solcularını aratmayacak söylemlerle ABD'yi eleştirerek bunun getireceği avantajlardan yararlanmaya çalışıyorlar.
***
2017 yılında ABD merkezli bir araştırma şirketi olan Pew Research Center, dünya ölçeğinde ABD'nin siyasal itibarını ölçen bir araştırma yaptı. Araştırma, Türkiye halkının yüzde 72'sinin ABD'yi tehdit olarak gördüğünü ortaya koydu...
Türkiye'yi yüzde 70 ile Güney Kore ve yüzde 62 ile Japonya izledi...
İşin ilginç tarafı, ABD'yi en büyük tehdit olarak gören ilk üç ülkenin tümünün yakın geçmişe kadar ABD'nin en sadık müttefikleri olmasıydı!
***
Aynı şirketin 2013 yılında gerçekleştirdiği araştırmanın sonuçları ise oldukça farklıydı. O yıl yapılan araştırmada Türkiye halkının yalnızca yüzde 44'ü ABD'yi tehdit olarak görmüştü...
Peki, bu dört yıllık sürede ne olmuştu da hava ABD aleyhine bu kadar değişmişti?..
Olan şuydu: ABD'nin estirdiği 'Arap Baharı' rüzgarı bu dönemde Suriye'de kırılmış, IŞİD ve benzeri terör örgütlerinin Suriye-Rusya-İran ittifakı karşısında çökmesinin ardından ABD ve 'Batılı' koalisyon ortakları PKK/PYD'yi eğitip donatarak Suriye'nin karşısına çıkarmışlardı. Türkiye bu duruma tepki gösterince de 15 Temmuz FETÖ darbesiyle Türkiye'de siyasete resmen el koyma girişiminde bulunmuşlardı.
***
Yazımızın önceki bölümlerinde bu olaylardan yalnızca sıradan insanlarımızın değil iktidar partisinin de büyük ölçüde etkilendiğini ve Rusya ile arasını düzelterek bir denge arayışı içine girdiğini söylemiştik...
Bu dönemde Türkiye halkı ABD'yi en önemli tehdit olarak görürken, ABD de Türk hükümetinin Rusya ile işbirliğini geliştirmesi ve özellikle Astana Sürecinde Rusya ve İran ile birlikte hareket etmesi karşısında tepki gösterdi...
Gerçi, Türkiye'nin Rusya ve Çin ile diyaloğu geliştirmesi, hatta kimi durumlarda ortak hareket etmesi dış politikada temel tercihlerini değiştirmemişti, ama bu kadarı bile ABD başta olmak üzere 'Batı Bloku'nun 'Türkiye'yi cezalandırmak' için harekete geçmesine yetmişti.
***
Bir kaç gün önce Trabzon Ticaret ve Sanayi Odasının (TTSO) ev sahipliğinde,'Yeni Dünya Düzeninde Türkiye için Riskler ve Fırsatlar' konulu bir panel düzenlendi...
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, panelde yaptığı konuşmada, Batı dünyasının tehdit olarak gördüğü üç ülkenin Çin, Rusya ve Türkiye olduğunu söyledikten sonra şu yorumu yaptı:
'Neden Çin ve Rusya Türkiye kadar yüksek tehdit öncelikli olarak tanımlanmıyor? Çünkü Batı açısından en büyük tehdit Türkiye'dir (...) Türkiye Cumhuriyeti kuruluşunu ve kurtuluşunu Büyük Millet Meclisi ile yapmış bir ülkedir.'
***
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, 19 Temmuz'daki Astana Zirvesi sonrasında Tahran'da Rusya Devlet Başkanı Putin ve İran Cumhurbaşkanı Reisi ile el ele poz vermesi, Batı dünyasında Uçum'un bu saptamasını doğrulayan tepkilere yol açtı...
Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, bu konuda şunları söyledi: 'Fotoğrafı en kibar şekilde şöyle yorumlayabilirim: Bu bir meydan okuma. Bir NATO üyesi olarak bu fotoğrafa anlam veremiyorum' ...
İlginçtir, bu konuşmayı yapan Baerbock, kısa bir süre önce izledikleri Rusya karşıtı politikaların yol açtığı doğalgaz sıkıntısı nedeniyle 'halk ayaklanmalarıyla karşı karşıya kalmaktan korktuklarını', bu yüzden 'gaz türbini meselesi' dolayısıyla Rusya'ya taviz vermek zorunda kaldıklarını itiraf etmek zorunda kalmış, NATO üyesi diğer ülkelerle birlikte Ukrayna Başkanı Zelenski de onun bu sözlerine bir anlam verememişti!
(Devam edecek)