Bir önceki yazımızda özellikle psikiyatri, psikanaliz, psikoloji gibi ruhsal tedavi amaçlı tıp dallarının, toplumsal kaynaklı rahatsızlıkları bile 'hastalık' olarak nitelediğine dikkat çekmiş ve son yıllarda en çok satılan ilaçların bu tür 'hastalıkların tedavisi' amacıyla kullanılan 'psikotrop' ilaçlar olduğunu belirtmiştik...
Psikotrop ilaçlar kısaca , 'merkezi sinir sistemine doğrudan veya dolaylı olarak etki yaparak akılsal ve ruhsal süreçleri etkileyen ilaçlar' olarak tanımlanıyor...
Bu ilaçların kullanımına yol açan 'akılsal ve ruhsal' bozuklukların çok değişik nedenlerden kaynaklanıyor. Bunların başında da toplumsal çevrenin ve ekonomik sıkıntıların etkisi geliyor.
***
Kanserden bulaşıcı hastalıklara kadar bir çok hastalıkta da 'dışsal' etkenlerin rol oynadığı bir gerçek...
Ancak bu hastalıkların insan bedeninde yol açtıkları tahribat, ilaç tedavisi ve ameliyat gibi yöntemlerle iyileştirilebiliyor...
Oysa ruhsal ve akılsal hastalıkların bir çoğu merkezi sinir sistemimizi etkiledikleri için bunların diğer hastalıklar gibi tedavi edilmeleri mümkün değil... Dolayısıyla kullanılan ilaçların çoğu hastalığı değil, hastalığın semptomlarını giderebiliyor. Bir 'mutluluk hapı' alarak geçici bir süre mutlu olabiliyorsunuz, ama eğer sizi mutsuz eden ekonomik, sosyal ve çevresel etkenler varlığını sürdürüyorsa, bu yalnızca geçici bir rahatlama karşılığında giderek 'hapçıya' dönüşmeniz sonucunu doğuruyor.
***
Bir diğer sorun da bu ilaçların yan etkileri...
1 Ekim 1957 ' de Almanya'da bir ilaç firması ana maddesi Thalidomid olan Contergan adlı bir ilacı piyasaya çıkardı. Reklamlarda, ilaç, 'yan etkileri olmayan, uyku düzenini sağlayan sakinleştirici bir ilaç' olarak tanıtıldı... Özellikle de hamilelere sakin bir uyku sağlaması açısından tavsiye edildi...
1958 yılının ortalarından itibaren , ilacın yan etkilerinin sinir sisteminde yeni bozukluklar meydana getirdiği meydana çıktı.... Nihayet 1961 Kasım'ında hamilelik sırasında alınan tek bir Contergan'ın bile doğacak bebeklerde sorunlara yol açacağı anlaşıldı...Ardından 1958 – 1963 yılları arasında , özellikle Avrupa'da anneleri ilacı kullanan 12 bin engelli bebek dünyaya geldi. Doğan çocukların tamamı kolsuz , çok kısa bacaklı , kulak deformasyonlarına uğramış ve iç organları sorunlu bebeklerdi...
Peki, sonra ne oldu?.. Tabii ki açılan davalar birbirini izledi. Ancak, 'ilacı' üreten firmanın yüzde yüz suçlu olduğu 'teknik nedenlerle' saptanamadı. Firma, engelli çocukların yaşamlarını desteklemek için kurulan fona 110 milyon Alman Mark bağışlayarak işin içinden sıyrıldı... Bugün o tarihlerde doğan 5 bin çocuğun 2 bin 700'ü Almanya'da yaşıyor... Artık yaşlı sayılabilecek o insanlar, fon tükendiğinden yaşamlarını Alman hükümetinin onlara bağladığı aylık 545 Euro yardımla sürdürmeye çalışıyor... Diğer ülkelerde doğan engelli çocuklar ise bu tür yardımlardan bile yararlanamadılar.
***
Dünya ekonomisi, günümüzde tümüyle kar odaklı olarak çalışıyor...
Bu ekonomide kar etmeyen yatırımlar bir süre sonra iptal ediliyor... En karlı şirketler büyüyerek varlıklarını sürdürürken diğerleri küçülerek iflasa kadar giden bir girdaba kapılıyor...
Hal böyleyken, ilaç sektörüne yapılan yatırım çığ gibi büyümeye devam ediyor...
Peki, bu yatırımlar, hayırsever insanlar tarafından mı yapıyor?
***
Rakamlara bir göz atalım:
2018'de dünya genelinde ilaç sanayine yönelik harcamalar 1 trilyon 200 milyar doları buldu... Bu rakamın 2019'da yüzde 5 artışla 1,3 trilyon dolar olduğu, önümüzdeki 5 yılda ise 1,5 trilyon dolara çıkacağı tahmin ediliyor...
Yeni üretilen ilaçların satışında Kuzey Amerika yüzde 64,1 ile en büyük paya sahip. Bunu yüzde 18,1 ile Avrupa Birliği, yüzde 7,1'lik pay ile de Japonya izliyor. Ülke bazında harcamalara bakıldığında ilk sırada ABD yer alıyor. En büyük paya sahip 5 ülke, 2018 itibarıyla 1,2 trilyon dolar büyüklüğe ulaşan dünya ilaç pazarının üçte ikisini elinde bulunduruyor.
Türkiye'de ise ilaç pazarı 2018'de değerde 30,9 milyar TL'ye ulaştı. 2019 yılında sektörün yüzde 32 - 35 oranında büyüdüğü ve ilaç harcamalarının 41 milyar TL seviyesine çıktığı tahmin ediliyor.
Kısacası, ilaç piyasasında muazzam yatırımlar, karlar ve 'kar maksimizasyonu'nu amaçlayan bir rekabet hüküm sürüyor...
İnsanlar ise bu piyasada yalnızca bir 'tüketici', bir 'müşteri' olarak yer alıyor.
(Devam edecek)