Bir önceki yazımızda 'sağlık kuruluşları kar amaçlı ticari kuruluşlar haline geldikçe hastaları kaçırılmaması gereken müşteri olarak görüyor' demiş ve eklemiştik:

'Artık ne uzmanlaşma ortadan kaldırılabilir, ne de ilaç sanayiinin tekelleşmesi ve küreselleşmesi. Bunların üstesinden gelmenin tek bir yolu var: Sağlık hizmetlerinin kamulaştırılması ya da sosyalleştirilmesi...'

Daha sonra 'neo-liberal' küreselleşme politikalarının egemen olmasıyla dünyanın bir çok ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de bu tarihlerden itibaren önceden bir kamu hizmeti olarak görülen sağlık işlerinin yavaş yavaş özelleşmeye başladığını, bu süreçte önce özel hastaneler kurulduğunu, daha sonra kamu hastanelerinin 'şehir hastaneleri' adı altında özel sektörün kurduğu sisteme entegre edildiğini söylemiştik.

***

Kamu hastanelerinin TOKİ'ye devredilmesi, ardından Kamu-Özel İş Birliği Modeli İle Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi Ve Hizmet Alınması İle ilgili yasa çıkarılarak şehir hastanelerinin kuruluşuna katılan şirketlerin her türlü borçlarına Hazine garantisi verilmesi...

Bu süreçte kredi kuruluşlarının talebiyle doğacak davaların Türkiye'de görülmesinin önünün 'yabancı tahkim' uygulamasıyla kapatılması...

Ve bu girişime katılan şirketlere kıyı kanunu istisnalarından vergi istisnalarına kadar bir çok kolaylığın tanınması da gösteriyor ki, kurulan bu yeni modelde kamu sektörü, topluma doğrudan hizmet verme ve kar amaçlı sağlık kuruluşlarını denetleme kaygısını bir kenara bırakmış, elindeki imkanları özel şirketlerin kullanımına terk etmiş bulunmaktadır.

***

Peki o zaman sonuç olarak ne olacaktır?..

İpleri küresel şirketlerin elinde bulunan bu tür devasa sağlık kuruluşlarının sağlık hizmetleri alanına egemen olması, beraberinde sağlık hizmetlerinin metalaşmasını ve ticari kar peşinde koşan küresel ilaç şirketlerinin ilaç piyasasına egemen olmasını getirecektir...

Bunun sonucunda zaten büyük ölçüde bu şirketler tarafından finanse edilmekte ve yönlendirilmekte olan tıp bilimi de bağımsızlığını tümden kaybedecek ve araştırmacı bilim insanlarından doktor ve sağlık teknisyenlerine kadar sağlık alanında çalışan herkes bu dev şirketlerin çalışanı haline gelecektir.

***

Bugün bile bu sürecin küresel düzeyde işlemekte olduğunu biliyoruz...

Örneğin tıp alanında en büyük araştırma-geliştirme çalışmaları ilaç şirketlerinin laboratuvarlarında yapılmakta, patent uygulamasıyla bu ilaçların o şirketler dışında üretilmesi engellenmektedir...

ABD başta olmak üzere tüm gelişmiş ülkelerde en saygın üniversitelerin tıp. gıda ve biyoloji bölümlerinin araştırma fonları bu küresel kuruluşlar tarafından finanse edilmektedir...

Tepeden tabana inersek, ilaç firmalarının sponsorluğunu yaptığı tıp kongrelerinin son zamanlarda turizm merkezlerinde ya da Karayiplere seyahat eden lüks gemilerde yapılmaya başlandığı görülmekte, bu kongrelere davet edilen doktorların özellikle sponsor firmaların ilaçlarını 'yazanlardan' seçildiği iddiaları yaygınlaşmaktadır.

***

Sorunu daha da ciddileştiren bir diğer etken, tıp biliminin her zaman deneme -yanılma yöntemiyle ilerleyen bir bilim dalı olmasıdır...

Yeni bir tedavi yöntemi ya da ilaç bileşimi, insan deneklere konulan kısıtlamalar nedeniyle önce laboratuvar hayvanları üzerinde denenmekte, daha sonra genellikle başka türlü tedavi imkanlarından yararlanması mümkün olmayan 'gönüllü insan denekler' üzerinde geliştirilmektedir...

Bu aşamadan sonra ilaç piyasaya sürülmekte, ancak kullanım süreci incelenmeye ve ortaya çıkabilecek yan etkiler gözlenmeye devam edilmektedir...

Tıp alanına küresel şirketler tamamen egemen olduğu takdirde hastaların denek olarak kullanılmasının yarattığı sonuçlar nereden bilinecek, nasıl önlenecektir?

***

Kaldı ki, tıp alanı giderek genişlemektedir...

Özellikle psikiyatri, psikanaliz, psikoloji gibi ruhsal tedavi amaçlı tıp dalları, tıbbın diğer alanlarından farklı olarak toplumsal kaynaklı rahatsızlıkları bile 'hastalık' olarak nitelemekte ve bu 'hastalıkları' ilaç tedavisiyle gidermeye çalışmaktadır...

Unutmayalım ki son yıllarda en çok satılan ilaçlar bu tür 'hastalıkların tedavisi' amacıyla kullanılan 'psikotrop' ilaçlardır...

Bu ilaçların çoğu, hastalığı tedavi etmek yerine semptomları geçici olarak ortadan kaldırmakta, alışkanlık yaptığı için gerekli gereksiz ömür boyu kullanılmaktadır.

(Devam edecek)