Resim çalışmalarının yanı sıra ahşapla da üretim yapan Sevil Aydınç, bu alanda oyma ve ahşap oyuncak eğitimleri aldı. Ahşapla çalışmaya başladıktan sonra kendisini bu alanda geliştiren Aydınç, bir süre Üstün Zekâlılar Okulu’nda çocuklara ahşap oyuncak dersi de verdi. Farklı malzemeleri bir araya getirerek çalışmalarını sürdüren Aydınç’ın üretimlerinde tasarım kadar kullanılan malzeme ve çalışma süreci de önem taşıyor.

Ahşapla yeni bir üretim alanı buldu

Aydınç, ahşapla tanışmasının ardından oyma ve ahşap oyuncak alanında eğitimler aldı. Bu alanda üretim yapmanın yanı sıra deneyimini çocuklara da aktaran Aydınç, öğrendiklerini başkalarıyla paylaşmak istediğini belirtti.

Aydınç, ahşapla olan sürecini şöyle anlattı: “Ahşapla tanıştım ve aradığımı bulmuş gibi hissettim. Hem oyma hem de ahşap oyuncak üzerine eğitim aldım ve hâlâ bunlarla ilgileniyorum. Çok mutluyum, severek yapıyorum. Yaptığımı öğretmek de istiyorum. Bir süre Tüzdev’de Üstün Zekâlılar Okulu’nda çocuklara ahşap oyuncak dersi verdim. O yaş grubuyla ilgilenmek benim için çok keyifliydi. Şimdi öğrenmek isteyen herkese ahşabın güzelliklerini ve inceliklerini öğretmek istiyorum.”

Üretimde malzeme kadar tasarım da önemli

Ahşap çalışmalarında malzemenin yanı sıra tasarımın ve üretim sürecindeki ruh halinin de önemli olduğunu belirten sanatçı Sevil Aydınç, ortaya çıkan eserin üreticisinin iç dünyasını yansıttığını ifade etti.

Aydınç, ahşap çalışmalarına ilişkin, “Tasarlamanız çok önemli ama malzeme de çok önemli. Çalışacağımız malzemeler ve zımparalar önemli. Tasarladığımız ürün de önemli. Bunların hepsi birleşiyor ve kendi ruh durumunuz da işin içine giriyor. Bununla birlikte çıkan ürün aslında her şeyi, sizin iç dünyanızı ve işin ne kadar akıcı gittiğini yansıtıyor. Bunu işin sonunda görüyorsunuz” dedi.

“Sulu boyada inanılmaz keyif alıyorum”

Resim çalışmalarında farklı teknikleri deneyen Sevil Aydınç, yağlı boya ve akrilik de çalışmasına rağmen sulu boyada karar kıldı. Manzara başta olmak üzere farklı konuları resmettiğini belirten Aydınç, son çalışmalarında Atatürk’e de yer verdi.

Aydınç, resimdeki çalışmalarını şöyle anlattı: “Resimde birçok tekniği denedim fakat sulu boyada kaldım. Sulu boyada inanılmaz keyif alıyorum. Çok severek yapıyorum. Yağlı boya, akrilik, bunların hepsini yapıyorum fakat sanırım sulu boyayla devam edeceğimi düşünüyorum. Manzarayı çok seviyorum. Manzara resimleri yapıyorum. Aslına bakarsanız hemen hemen hepsini çalışmayı seviyorum, çok fazla ayrım yapmıyorum. Son çalışmalarımda Atatürk yaptım, son çalıştığım resimlerim Atatürk’tü. Çok keyifle çalıştım onları da.”

“Tabakta yapılan da benim için kıymetli”

Sulu boyayla çalışmaya başladıktan sonra farklı bir yüzey arayan Sevil Aydınç, tabak üzerine resim yapmaya yöneldi. Fikrin hocasının çalışmalarından doğduğunu belirten Aydınç, tabakta da bir tabloyla aynı emeği verdiğini söyledi.

Aydınç, tabak çalışmalarının ortaya çıkışını şöyle anlattı: “Benim hocam yapıyordu. O yaptığı zaman çok hoşuma gidiyordu, çok beğeniyordum. Çok farklı geliyordu. Sulu boyaya başladığımda bu tabaklara yapmayı çok istemiştim. Yaptım ve gerçekten çok keyif aldım. Benim için kıymetli o tabakta yapılan. Düşünün, büyük bir tabloda yaptığınız emeği tabakta da veriyorsunuz aslına bakarsanız. Aynı emeği yapıyorsunuz, aynı zamanı, aynı malzemeyi harcıyorsunuz. Ben ona yapmayı da çok seviyorum.”

İki sanat dalının buluştuğu eser

Aydınç’ın ahşap ve resmi bir araya getirdiği eserlerinden biri de “İmparator Kapısı” oldu. Murat Göçer ile ortak hazırlanan çınar ağacından eserde, kapılar açıldığında Ayasofya görüntüsü ortaya çıkıyor. Aydınç, eserin Beştepe’deki atölyede hazırlandığını belirterek şöyle konuştu:

“İmparator Kapısı olarak yapıldı. Çınar ağacından yapıldı. Kapıları açtığımız zaman Ayasofya’yı görüyoruz. Dış çerçevesinin boyası, iç kısmının boyası, resmi ve ahşabı inanılmaz keyifli bir çalışma oldu. Biz bunu Beştepe’de bir atölyemiz vardı, o atölyede çalıştık. Hep beraber inanılmaz keyifli çalıştık. Çok güzel anılar bıraktı o kapı bizde.”

Sanatla nefes alan bir alan

Aydınç, resim ve ahşapla uğraşmanın günlük hayatın yoğunluğundan uzaklaşmasını sağladığını belirterek, sanatın kendisi için dinlenme ve huzur alanı olduğunu söyledi. Sanatla ilgilenmek isteyenlere de bu alanı deneyimlemeleri çağrısında bulundu:

“Hayatın koşturmacası, yoğunluğu ve yorgunluğu içerisinde dinlenecekleri, nefes alabilecekleri bir alan diyebilirim. Ben kendim çalıştığımda, eve gidip bir resim yaptığımda çok güzel dinlenebiliyorum. Ya da atölyeye girdiğimde ahşapla uğraşırken saatlerce kafamı kaldırmadan çalışabiliyorum. Her şeyi dışarıda bırakabiliyorsunuz. Terapi gibi, huzur bulduğunuz bir alan diyebilirim.”

Muhabir: Melahat TAŞ