Salgın hastalıkların 'tarih yapımındaki rolü' ile ilgili yazılarımızın sonuncusunda gözlerimizi geçmişten geleceğe çevirmiş ve koronavirüs salgınının dünya tarihinin geleceği üzerindeki olası etkileri ile ilgili düşünceleri ele almıştık...
Bu düşünceler arasında kuşkusuz en dikkate değer olanlardan biri 'dünyanın küresel efendisi' olarak kabul edilen ABD'nin başkanlık koltuğunda oturan Trump'ın 'koronavirüsün küreselleşme çağını sona erdirdiği' yolundaki düşüncesiydi...
Gerçekten de koronavirüs salgını dünyada en ağır faturayı ABD'ye ödetmiş ve onun 'dünya liderliği' iddiasına önemli bir darbe vurmuş bulunuyor... Ama acaba bu gerçek, 'küreselleşme' çağının bittiği anlamına geliyor mu?
***
Bu sorunun cevabını aramadan önce 'küreselleşme' tarihine kısa bir göz atmak gerekiyor...
'Küreselleşme'nin başlangıcı, dünyanın değişik bölgelerindeki uygarlık merkezlerini birbirine bağlayan İpek Yolu ve benzeri ticaret yollarının oluşmasına kadar uzatılabilir... Bu eğilim, Avrupa'da kapitalizmin gelişme sürecine girmesi, okyanus aşan deniz yollarının oluşması ve sömürge sisteminin kurulmasıyla hızlanmış, bizzat sermayelerin küresel çapta dolaşıma girdiği 'mali sermaye çağı'nda, başka bir deyişle 'emperyalizm çağı'nda büyük ölçüde tamamlanmıştır...
Ne var ki, söz konusu süreç 'dünyanın ilk sosyalist devrimi' olan Rusya'daki Ekim Devrimi ile büyük bir 'yara' almıştır.
***
Aslında Rusya'da Ekim Devrimi sonrasında kurulan 'Sovyetik rejim'in küreselleşme ile çeliştiği söylenemez... Aksine, o rejimin lideri Lenin, ülkede devrimden sonra kurulan rejimin 'Alman tipi tekelci devlet kapitalizmi' olduğunu ve devrimin Rusya ile sınırlı kalması durumunda Rusya'nın tek başına sosyalizmi kuramayacağını devrim sonrasında yazdığı bir çok yazıda açıkça belirtmiştir...
O dönemde Rus devrimcileri Avrupa'nın Almanya başta olmak üzere gelişmiş ülkelerinde birbiri ardına proleter devrimlerinin gerçekleşeceğini ve bunun sonunda bir tür 'küresel sosyalist sistemin' oluşacağını düşünüyorlardı...
Ne var ki, tarih onların öngördüğü gibi gelişmedi. Devrim, ilk aşamada Rusya ve onun etki alanındaki bazı azgelişmiş ülkelerle sınırlı kaldı... Ardından iktidara gelen Stalin, geçici olduğu düşünülen tekelci devlet kapitalizmi sistemini 'sosyalist' olarak niteledi. Böylece 'tek ülkede sosyalizm'in ve küresel sisteme karşı 'değer kanunu'nun işlemediği yeni bir sistemin kurulduğu savunuldu.
***
Rusya'da kurulan sistem, dünyanın geri kalan kısmında egemenliğini sürdüren kapitalist ve emperyalist ülkeler tarafından 'abluka' altına alınınca Sovyet ekonomisi kendi iç pazarına dönük bir gelişme süreci içine girdi. Başka bir deyişle, küresel sistemin kapitalist efendileri sistemin bağrında kendi elleriyle büyük bir gedik açmış oldular...
Bu 'gedik', İkinci Dünya Savaşı sonrasında Çin ve Doğu Avrupa ülkelerinde 'sosyalist' yönetimlerin iktidara gelmeleriyle daha da büyüdü. Böylece dünya pazarı, 'liberal' ve 'bürokratik' pazar sistemlerinin ayrışmasıyla fiilen ikiye bölündü...
1990'lı yıllarda Rusya ve Doğu Avrupa'daki 'sosyalist' yönetimlerin, bürokratik devlet kapitalizmine dayalı rejimlerini 'liberalleşme' politikalarıyla küresel pazarla birleştirmeye karar vermeleri, Çin'in de komünist partinin siyasal yaşam üzerindeki tekelini koruyarak bu sürece katılması, ikiye bölünmüş olan dünya pazarlarını tekrar bütünleştirdi. Böylece dünya ekonomisi, ABD'nin egemenliğinde yeniden tek bir piyasa haline geldi.
***
Koronavirüs, 1990'larda kurulan bu düzenin sonunu getiriyor...
Trump, bunu 'küreselleşmenin sonu' olarak adlandırıyor, ancak aslında olan küresel pazarda ABD'nin egemen rolünün sona ermesinden başka bir şey değil...
ABD'nin ekonomik açıdan gerilemesi ve Çin başta olmak üzere Rusya ve başka bazı ülkelerin birlikte hareket ederek ABD hegemonyasına meydan okumaları küreselleşmenin sona erdiğini değil, yeni bir aşamaya girdiğini gösteriyor. Görünen o ki, bu yeni aşamada ABD'nin yalnız ekonomik gücü değil, 'neo-liberal' ideolojisi de eskisi kadar etkili olamayacak.
(Devam edecek)