Salgın hastalıkların, tarihin akışını , toplumsal yapıları ve giderek üretim sistemlerini nasıl etkilediğiyle ilgili yazılarımızın bir öncekinde 14. Yüzyılın ortalarında Avrupa nüfusunun büyük bir bölümünü yok eden 'Kara Veba' salgını üzerinde durmuştuk...

O salgın, feodal sistemin çöküşünü hazırlayan koşulları yaratmış, ulusal devletlerin oluşum sürecini başlatmış, ilkel bir tarzda da kapitalist işletmelerin doğuşuna yol açmış, dahası, Vatikan'ın Avrupa fikir dünyası üzerinde kurduğu tekeli parçalayarak Rönesans ve Reform hareketlerini ortaya çıkarmıştı...

Bugün üzerinde duracağımız salgın ise Avrupa'da ortaya çıkan monarşik/ulusal devletlerin küresel bir sömürge sistemi kurmalarını kolaylaştırmıştır...

Bu sistem sayesinde okyanus-aşırı deniz ticareti gelişebilmiş, Avrupa'da yeşeren ilkel (manüfaktür) kapitalist işletmeler Amerika kıtasından Avrupa'ya getirilen tonlarca altın ve gümüş sayesinde sermayelerini güçlendirebilmiş, giderek sanayi devrimini mümkün kılan koşullar oluşmuştur.

***

Jared Diamond, dünya tarihini değişik bir açıdan inceleyen ünlü 'Tüfek, Mikrop ve Çelik' adlı eserinde bu değişim üzerinde uzun uzadıya durur...

Gerçekten de sözü edilen üç olgu; ulusal ölçekli devletler tarafından geliştirilen ve savaş teknolojisinde çığır açan 'tüfek', Avrupalıların 'Yeni Dünya'ya taşıdıkları 'mikroplar' ve sanayi devriminin bir ürünü olan 'çelik', el birliğiyle dünya tarihinde yeni bir çağın doğuşunun koşullarını hazırlamışlardır...

Diamond, sizü edilen eserde, bu üç olgudan biri olan 'mikroplar'ın oynadığı özel rolü şöyle anlatmaktadır:

'İnsanlık tarihinde öldürücü mikropların oynadığı önemli rolü çok iyi gösteren olay, Yeni Dünya'nın Avrupalılar tarafından fethedilişi ve nüfusunun azalışı olayıdır. Avrupalıların tüfekleri ve kılıçlarıyla savaş alanlarında ölen Amerikan yerlilerinden çok daha fazlası Avrasya mikropları tarafından yataklarında öldüler. Yerlilerin ve yerli şeflerin çoğunu öldüren ve hayatta kalanların morallerini çökerten bu mikroplar yerlilerin direncini yerle bir etti. Örneğin 1519'da, Cortes, yanında 600 İspanyolla birlikte nüfusu milyonları bulan, askeri bakımdan son derece üstün Aztek İmparatorluğu'nu ele geçirmek üzere Meksika kıyalarına çıktı. Cortes'in Aztek başkenti Tenochtitlan'a ulaşması, adamlarının 'yalnızca' üçte ikisini kaybetmesi ve kıyıya dönmeyi başarması hem İspanyolların askeri üstünlüklerini hem de Azteklerin başlangıçtaki saflıklarını gösteriyor. Ama Cortes'in ikinci saldırısı başladığında Aztekler artık saf falan değillerdi, müthiş bir inatla sokak sokak savaştılar. İspanyollara kesin üstünlüklerini kazandıran şey, İspanyol Küba'sından gelen mikroplu bir köleyle1520'de Meksika'ya ulaşan çiçek hastalığıydı. Salgın haline gelen bu hastalığın sonucunda Azteklerin neredeyse yarısı öldü. İmparator Cuitlahuac da ölenler arasındaydı. Yerlileri öldüren, sanki İspanyolların yenilmezliğini ilan eder gibi onlara dokunmayan bu gizemli hastalık karşısında hayatta kalan Azteklerin moralleri bozulmuştu. 1618'de Meksika'nın daha önce 20 milyon olan nüfusu aşağı yukarı 1,6 milyona düşmüştü.

'Aynı korkunç şans, 1531'de 168 adamıyla gelip nüfusu milyonları bulan İnka İmparatorluğu'nu ele geçirmek üzere Peru kıyılarına ayak basan Pizarro'nun da yüzüne güldü. Pizarro'nun yüzünü güldüren, İnkaları ise ağlatan şey 1526'da bu topraklara gelen çiçek hastalığıydı. İnka nüfusunun büyük bölümü ölmüştü , ölenlerin arasında hem İmparator Huayna Capac hem de onun yerine atanan halefi vardı. (...) Huayna Capac'ın iki oğlu Atahualpa ile Huascar taht kavgasına başlamış, Pizarro da parçalanmış olan İnkaları yenilgiye uğratmak için bundan yararlanmıştı.'

***

Tarihin diyalektiği böyle bir şeydir...

Avrupa'yı kasıp kavuran bir veba salgını, tarihte büyük bir yenilenme dönemini başlatabilmekte...

Amerikan yerlilerini kırıp geçiren çiçek salgını, kıtaya getirdiği tüm acılara, soyguna ve yağmaya karşın sanayi devriminin yolunu açabilmektedir...

Bir sonraki yazımızda Birinci Dünya Savaşı yıllarında savaşan ordularda başlayan ve dünya savaşının sonucunu etkileyen 'İspanyol gribi' salgını üzerinde duracağız.

(Devam edecek)