CHP ve İYİ Parti'nin oluşturduğu Millet İttifakı'nın son yerel seçimlerden kazançlı çıkmasının sağladığı moral üstünlüğün bir kaynağı da bu olay üzerine yurtdışında yapılan değerlendirmelerdir...
Bilindiği gibi, AKP iktidarı son dönemde izlediği siyasi ve ekonomik politikalar nedeniyle 'Batılı' hükümetler ve medya kuruluşları tarafından yoğun bir biçimde eleştirilmekteydi...
Bu eleştirilere karşın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın siyasi alanda rakipsiz olduğu görüşü yaygındı ve bu durum ona önemli bir avantaj sağlıyordu.
***
Son seçimlerden sonra bu görüşün değişmeye başladığı yolunda ciddi işaretler görülüyor...
Batılı medya organlarında seçim sonuçları özellikle ekonomik politikaların iflas etmiş olmasına bağlanıyor...
Örneğin Batı medyasının önemli organlarından Guardian gazetesinde yer alan bir makalede, 'Türkiye genelinde rutin bir belediye seçimleri olması gerekirken, bu seçimler Erdoğan'ın 16 yıllık iktidarı için bir referanduma dönüştü ve ülkedeki ekonomik durum Erdoğan'a olan halk desteğini azaltmaya başladı' ifadesi kullanılıyor.
Financial Times gazetesinin seçimle ilgili haberinde, 'Cumhurbaşkanı, il sonuçlara göre iktidar ittifakı oyların yüzde 50'den fazlasını aldığı için rahatlamış olabilir. Ama büyük şehirleri kaybetmek, karlı anlaşmalar ve iş imkanları dahil bu şehirlerle birlikte gelen himaye ağının kontrolünü de kaybetmek anlamına gelir' deniliyor...
Amerikan New York Times da, 'Erdoğan belki de siyasi kariyerinde ilk defa Türk siyasetinin gücünün merkezi Ankara ve belki de memleketi, ülkenin de iş merkezi İstanbul'da yenilgiyi tadıyor.' yorumunu yapıyor.
***
Buraya kadar yazılanlar doğal...
Ancak New York Times'ın yorumunda yer alan şu pasaj, ABD yönetiminin seçim sonuçlarından ne gibi yararlar sağlamayı düşündüğünü açıkça ortaya koyuyor:
'(…) Trump yönetimi Türkiye'deki seçimleri yakından takip izliyor ve seçim dönemi sona ermesiyle de, Suriye'deki savaş ve Türkiye'nin Rusya'dan hava savunma sistemi alması gibi Ankara'yla yaşanan tartışmaların sona ermesini umuyor.'
***
Özetle, ABD başta olmak üzere Batılı siyasetçiler ve medya kuruluşları, son seçim sonuçlarıyla zayıflamış olduğunu düşündükleri Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı sıkıştırarak özellikle FETÖ'ye karşı yapılan operasyonlar, Rusya ile yapılan S-400 anlaşmasının feshedilmesi ve Suriye'de PYD'nin tasfiyesi yönünde atılan adımlardan vazgeçilmesi konularında tavizler elde etmeye çalışacaklarını gizlemiyorlar...
Bu istekleri yerine gelmezse özellikle döviz ve sermaye piyasası alanında bir 'sıkıştırma' politikası izleyeceklerinin işaretlerini de veriyorlar.
Bu niyetler pek Türkiye'nin yararına niyetler değil.
***
Hiç kuşkusuz muhalefet partilerinin bu konularda takındıkları ikircikli tutumlar ve bu partilerin sözcüleri tarafından ısrarla dile getirilen 'Batı ile barışarak ekonomik sorunları çözülmesi', 'S-400 anlaşmasından vazgeçilmesi' gibi yaklaşımlar onları umutlandırıyor.
Bizce bu noktada ortaya çıkan zaaf, özellikle CHP'nin en zayıf noktasını oluşturuyor...
CHP yönetimi, son seçimlerden sonra güçlenen pozisyonunu 'ABD ve NATO müttefiklerinin desteğini alarak güçlenme' politikası yönünde kullanmaya kalkarsa, tabanının eğilimlerine ters düşer ve büyük bir siyasi hata yapmış olur.
***
CHP'nin uzun yıllar sonra ilk kez umut verici sonuçlar aldığı bir seçimden sonra bunları söylememizi yadırgayanlar çıkabilir... CHP'ye gönül veren yurttaşların şu sıralar içinde bulundukları mutluluğu elbette gölgelemek istemeyiz... Ancak şu gerçekleri hatırlamanın ve hatırlatmanın zamanı olduğunu düşünüyoruz:
Muhalefet blokunun son seçimlerde elde ettikleri başarının yol açtığı psikolojik üstünlük tek başına kimseyi iktidar olmaya götürmez...
İktidar olmak için ABD ve Batı'nın desteğine güvenmek ise bir tür 'intihar politikası'dır... Bu noktada, Bülent Ecevit'in yıllarca ABD'nin baskıcı politikalarına direnerek elde ettiği prestiji yaşamının son döneminde ABD politikalarına 'entegre' olarak nasıl kaybettiği ve sonunda hiçbir siyasi partinin yaşamadığı türden bir yenilgiyle siyasi yaşamdan nasıl silinip gittiği asla unutulmamalıdır.
***
Sonuç olarak...
Son seçimler ilerideki günlerde Türkiye'nin daha özgür, daha demokrat ve daha bağımsız bir ülke olacağı yönünde umutlar yaratmıştır...
Bu umutlar boşa çıkarılmamalıdır.