Son yazımızda Birinci Dünya Savaşının ardından Sovyetler Birliği’ni kuran Lenin’in ezilen ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını emperyalizme karşı mücadelenin bir bileşeni haline getirmesinden sonra tarih sahnesine “yeni sömürgeci” bir devlet olarak çıkmakta olan ABD Başkanı Wilson’un da bu ilkeyi savunmak zorunda kaldığını söylemiş...

“İlk bakışta Sovyetler Birliği’nin başkanı Lenin’in savunduğu ‘ulusların kendi kaderini tayin hakkı’ ile ABD’nin Başkanı Wilson’un savunduğu her etnik topluluğun kendi devletine sahip olma hakkı aynı şeymiş gibi görünmekteydi; ama öyle değildi” demiş...

Ve yazımızı şöyle noktalamıştık: “Fark, iki devletin amaçlarının tamamen farklı olmasından kaynaklanmaktaydı. Lenin, bu sloganı anti-emperyalist bir blok oluşturmak amacıyla kullanırken, “yeni sömürgeci” bir imparatorluk kurma peşinde koşan ABD’nin başkanı Wilson, başta Türkiye, Rusya ve Çin gibi eski ‘çok uluslu’ devletleri küçük etnik topluluklardan oluşan “devletçikler” halinde bölmeyi, sonra da bu “devletçikleri” kurmakta olduğu “yeni sömürgeci” sistemin içine alarak onları “yönetmeyi” amaçlamaktaydı.”

***

Birinci Dünya Savaşından sonra ortaya çıkan bu farklılık, en açık biçimde Türkiye’nin ulusal kurtuluş savaşı sırasında gözlendi...

Bir yandan parçalanma sürecine sokulan Osmanlı devletinin Anadolu’daki topraklarında Batılı emperyalist devletler ve onlara hizmet eden Yunanistan’a karşı Mustafa Kemal’in önderliğinde ulusal nitelikte bir mücadele doğarken...

Diğer yandan, Kemalist akıma karşı mücadele eden ve bu topraklarda İngiliz-Fransız emperyalizmine bağımlı Kürdistan ve Ermenistan kurmayı amaçlayan “işbirlikçi” nitelikli etnik mücadeleler başlatıldı.

***

Kemalist ulusçu akımın en büyük destekçisi, aynı zamanda “ulusların kendi kaderini tayin hakkı”nın en güçlü savunucusu Rusya’daki Bolşevik (komünist) rejimdi; “Wilson prensipleri”ni öne sürerek Kürdistan ve Ermenistan için ayaklananların arkasında ise ABD, İngiltere ve Fransa vardı...

Bu çerçevede 1919 Eylül ayında ABD’li general James G. Harbord başkanlığında bir Amerikan heyeti Cumhurbaşkanı Wilson’un talimatıyla ABD’nin kurulması planlanan Ermenistan üzerinde güdüm (manda) kurması amacıyla Doğu ve Orta Anadolu’yu kapsayan bir gezi başlattı...

Aynı dönemde İngilizlerin “Kürt uzmanı” Binbaşı Noel de Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde Bedirhaniler başta olmak üzere bölgenin etkili aşiret ve beyleriyle görüşmeler yapmaktaydı. Noel, 23 Eylül’de Halep’ten İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiserliğine gönderdiği yazıda, bir “bölgesel yönetim nüvesi kurma” niyetini dile getiriyor ve “Mustafa Kemal’in yaratmış olduğu durum ciddileşirse, Bedirhan’ları ve öteki kimi Kürtleri Kürt ilçelerine vali ve mutasarrıf olarak ataması için (Damat Ferit başkanlığındaki) Türk hükümetini harekete geçirerek onlardan epey yararlanabiliriz.” diyordu...

Bu arada Fransa da Güney Anadolu bölgesindeki işgal bölgelerine gönderdiği askerleri özellikle Ermeni kökenlilerden seçiyor ve hem bölgedeki ulusal direnişi bastırmaya hem de bölgedeki nüfus denklemini de değiştirmeye çalışıyordu.

***

İngilltere ve onun işbirlikçisi Damat Ferit Hükümeti, benzer bir oyunu ulusal kurtuluş mücadelesini başından beri destekleyen Çerkez toplumunu bölmek amacıyla da kullandılar...

12 Kasım 1919’da Çerkezler için bağımsızlık sağlanacağı yolunda yapılan propaganda eşliğinde Ahmet Anzavur önderliğinde bir grup Gönen’i basarak “özerk” bir yönetim kurdu!..

Ne var ki, Anzavur, baskından sonra yayınladığı ilk bildiride Çerkezleri “Padişah adına” ulusal kurtuluşçulara karşı Cihad’a çağırdı.

***

Elbette emperyalizmin ezilen bir ulusun haklı direnişini boğmaya çalışırken yarattığı bu tür yönetimler, bir ulusun kendi kaderini tayin hakkı çerçevesi içinde değerlendirilemez. Çünkü ezilen bir ulusun çıkarları, tabiatı gereği emperyalist devletlerin çıkarlarıyla çelişme halindedir...

Ancak, özellikle İkinci Dünya savaşından sonra sömürge sisteminin adım adım dağılması ve eskiden sömürge olan bir çok bölgede yeni devletlerin kurulmasıyla emperyalizmin bu tür oyunları için geniş bir alan açıldı...

Görünüşte bağımsız olan ama gerçekte eski efendileri tarafından yönetilen bazı “yeni sömürge” ülkelerin başına getirilen işbirlikçi yöneticiler, salt devlet kurdukları için “uluslarının özgür iradesiyle kendi kaderini tayin hakkını kullanmış olduğunu” iddia ederek kendi halklarını emperyalizme peşkeş çekmeye devam ettiler.
(Devam edecek)