Yaşadığımız kente yabancı kalmışız.

Kimilerimiz 70'i devirmiş, kimilerimiz yaşamın baharında…

İşle ev arasına sıkışmış bir yaşam…

Bugünün miniklerini de aynı akıbet bekliyor.

İster teknoloji çağının getirdiği zorunluluğa yükleyin mazereti,

İster yaşam koşullarının ağırlığından dem vurun,

İsterseniz de fütursuzca 'tembellik işte' diye geçiştiriverin.

Ya da 'bana ne' deyip, kestirmeden gidin…

Tıpkı balıklar gibiyiz.

Farkındalıktan uzak…

Divan şairi Hayali'nin mısralarındaki gibi:

'Ol mahiler ki derya içredir, deryayı bilmezler.'

Balıklar ve insanlar

Onlar denizde, biz karada…

Ankara'da yaşayıp da Ankara'yı bilmemenin ne farkı var?

Tam 25 ilçe…

Kaçımız biliriz Akyurt'u, Çamlıdere'yi, Evren'i?...

Kaçımız bilgi sahibiyiz, Kazan'ın, Güdül'ün, Elmadağ'ın, Çubuk'un sorunları konusunda.

Kaçımız soluduk Kızılcahamam'ın, Şereflikoçhisar'ın havasını?

Ankara'da yaşayıp da Ankara'yı bilmemek.

Ankara'da yaşayıp da ilçelerinden bihaber olmak.

Nasıl açıklanabilir insanların yaşadığı kente yabancı kalması?

Yaşam koşullarının ağırlığı mı dediniz?

Yoksa tembellik mi demek lazım?

Ya da 'bana ne' aymazlığı mı?

Sanki hepsinin rolü var gibi…

Kimisi baş rolde,

Kimisi figüran.

Bir adım ötesini söylemeye dili varmıyor insanın.

Ya semtler, hatta cadde ve sokaklar…

Bilmediğimiz, gidip görmediğimiz…

Kaldırımlarını arşınlayıp, parklarında dolaşmadığımız.

Balıklar farkında değil…

Üstelik biz farkındayız da.