Atatürk'le ilgili duyduğum, okuduğum ve en çok sevdiğim bir anı…

Her okuyuşumda,

Her anımsayışımda O'nun yüceliğini ve Cumhuriyetin erdemini çok daha iyi kavradığım bir anı ( Hulusi Köymen-Atatürk'ü Anlamak):

'Atatürk, Mudanya yolu ile Bursa'ya gidiyordu. Kalabalık bir halk kitlesi iskelede etrafını çevirmiş bulunmakta idi.

Bir kadının, elinde bir kağıtla Atatürk'e yaklaştığı görüldü. İhtiyar, zayıf bir kadındı. Ata'nın yolunu keserek titrek bir sesle:
'Beni tanıdın mı oğul?' dedi. Ben sizin Selanik'te komşunuzdum. Bir oğlum var; devlet demiryollarına girmek istiyor. Siz onu alsınlar dediniz. Fakat müdür dinlemedi. Oğlumu yine işe almamış... Ne olur bir kere de siz söyleseniz.'

Atatürk'ün çelik bakışlı gözleri samimiyetle parladı…

Elleriyle geniş jestler yaparak ve yüksek sesle, 'Oğlunu almadılar mı'? dedi. Ben tavsiye ettiğim halde mi almadılar? Ne kadar iyi olmuş… Çok iyi yapmışlar… İşte Cumhuriyet böyle anlaşılacak…

Kadın kalabalığın içinde kaybolmuştu.''

Bugün en büyük bayram.

Bugün 96. Yılını kutlayacağız büyük bayramın.

Sevgi dolu yüreklerle bir kez daha buluşacağız Anıtkabir'de.

Elimizde ay-yıldızlı bayraklar…

Ulusumuza en büyük armağanı olan Cumhuriyetin yılmaz bekçileri olarak bir araya geleceğiz manevi huzurunda.

Şükranla ve gururla.

96. Yılı da geride bırakıyoruz.

Dalya demeye birkaç adım kaldı…

Gururluyuz…

Umutluyuz…

Ama eksiğiz…

Def edemedik başımızdan…

Kurtaramadık yakamızı 'hamili kart' alışkanlığından.

Bir kurtulabilsek…

Bir ders alabilsek geçmişten…

O zaman çok daha güzel olacak,

Çok daha iyi anlaşılacak bayramlar.