'Dolara kaçış'ın ekonomi politiği ile ilgili son yazımızda, konunun 'bütçe ve cari açık' ile ilişkisine değinmiştik...
Son dönemde 'yüksek faiz mi enflasyon doğurur, yoksa enflasyon mi yüksek faiz doğurur' tartışmasına bu açıdan baktığımızda şunu söyleyebiliriz: Bunların her ikisini de doğuran, cari açıkların kapatılamaması ve aşırı borçlanmadır...
İçinde bulunduğumuz konjonktürde MB'nin faiz indirimlerine karşın halen borçlanmada dünyanın en yüksek faiz ödeyen ülkelerinden biridir. Giderek hızlanan bir enflasyon sarmalına girmiş bulunmamızın nedeni de budur.
***
Güncel gelişmelere baktığımızda bu gerçeği açıkça görüyoruz...
Temeldeki sorun, yani borç sorunu derinleştiği için faiz ve fiyat artışlarını sınırlama yönündeki tüm çabalar sonuçsuz kalıyor...
Dahası esas sorun, yani borç sorunu inkar edilip de sonuçlarla uğraşıldığı için ne faizler gerçek anlamda aşağı çekilebiliyor ne de enflasyon dizginlenebiliyor.
***
Bu gerçeğin AKP'ye yakınlığı ile tanınan ve bir süre önce 'ekonomik OHAL' tartışmasını başlatan Prof. Dr. İzzet Özgenç tarafından da gündeme getirilmesi durumun vehametini gösteriyor...
'Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Çağrı' başlığıyla bir açıklama yapan Özgenç, ekonomide büyüyen sıkıntıların nedenlerine değinirken ''Sorun, erken seçimle, bir yönetim değişikliği ile hallolabilecek sorun olma özelliğini yitirmiş durumdadır. Bu nedenle TBMM'de genel görüşme yapılmasına acil ihtiyaç bulunmaktadır' dedikten sonra şu saptamayı yapıyor:
'Türk lirasının yabacı paralar karşısında sürekli değer kaybı, kitlelerin alım gücünün azalması ve fakirleşmesi sonucunu doğurmaktadır. Bu değer kaybındaki temel sebep, Merkez Bankası'nın içinin boşaltılmış olmasıdır. Milyarlarca dolara baliğ dış borcun ödenebilmesi için döviz cinsinden paraya ihtiyaç bulunmaktadır. Asıl sorun, bu paranın bulunamamasından kaynaklanmaktadır.'
***
Bu uyarı, 'muhalif' olmayan bir ekonomist tarafından dile getirilmiş olması açısından önemlidir...
Görünen o ki, Merkez Bankası'nın net rezervi eksi 37,9 milyar dolarken faizleri indirme gayretiyle piyasaya ödünç alınmış dolarları pompalayıp enflasyonu körüklemesi artık yalnız geniş emekçi yığınlarını ve iktisatçıları değil genellikle bu işlerden faydalanan iş çevrelerini de rahatsız eder duruma gelmiştir...
Bugüne kadar AKP'nin ekonomik politikalarına kayıtsız şartsız destek vermiş olan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu'nun yaptığı açıklama ve TÜSİAD adına yayınlanan son bildiri mevcut politikaların sürdürülemezliğinin iş çevreleri tarafından da görüldüğünü göstermektedir.
***
Bu durumdan en çok zarar görecek kesim ise hiç kuşkusuz emekçi kitlelerdir...
Ekonomik kriz, TL'nin değer kaybı ve yüksek enflasyon zaten bozuk olan gelir dağılımını iyice bozmuştur...
Tabandan gelen hoşnutsuzluk belirtilerinin artması asgari ücrete TÜİK tarafından açıklanan enflasyon oranının üzerinde bir zam yapılmış olması, aslında bu oranlar gerçek durumu yansıtmadığı için iktidarın beklediği sonucu yaratmamıştır.
***
Asgari ücretteki artış, iktidarın beklediği olumlu etkiyi yaratmamıştır, ama beklentilerin artmasına yol açmıştır...
Bu olaydan sonra memurlara, emeklilere, sağlık çalışanlarına TÜİK'in açıkladığı enflasyon oranları esas alınarak zam yapılması yalnızca hoşnutsuzluğu artıracaktır...
Bu hoşnutsuzluğu gidermek için söz konusu oranın üzerine çıkılması durumunda ise enflasyon iyice azacak ve yapılan zamlar kısa sürede fiyat artışları tarafından silineceği için gelir dağılımı daha da bozulacaktır.
***
Toparlarsak, ülkemizde yaşanan 'dövize hücum' olayının arkasında yıllardır dış piyasalardan yüksek faizle borçlanarak elde edilen kaynaklar ile har vurulup harman savurulması yatmaktadır...
Üretime yatırmak yerine 'betona gömülen', dolar bazlı 'yap-işlet-devret' adı altında ihalelerle peşkeş çekilen döviz kaynakları, bir süre sonra tüketilmiş, bu nedenle fırlayan döviz fiyatlarını bastırabilmek için sonunda Merkez Bankası elinde avucunda kalan son rezervleri piyasaya sürmek zorunda kalmıştır...
Çıkan yangını söndürebilmek için son bir haftada döviz fiyatlarına beş kez müdahale etmek zorunda kalınması, buna rağmen döviz fiyatlarının hızla artması, durumun bu aşamadan sonra kolay kolay düzeltilemeyeceğini göstermektedir.