Önceki yazımızda, '12 Eylül askeri darbesini gerçekleştiren askeri cunta, bu darbeyi 'can ve mal güvenliğini sağlamak' gerekçesiyle meşrulaştırmıştır... Ancak, gerçekte çok daha farklı amaçlar söz konusudur' demiş...
Ve yazımızı şöyle tamamlamıştık:
'Bu sürecin tam olarak anlaşılabilmesi için o dönemde Türkiye'de yaşanan gelişmeler ile ABD ve Sovyetler Birliği arasında yaşanan 'soğuk savaş' arasındaki ilişkinin ve Türkiye'nin bu savaşta taşıdığı önemin göz önüne alınması gerekmektedir.'
***
Hatırlayalım...
1979 yılında soğuk savaşın en kritik gelişmelerinden biri yaşanmış, Sovyetler Birliği Afganistan'a asker göndererek bu ülkedeki iç savaşa müdahale etmişti... Bu savaş, 9 yıl sürecek ve Türkiye'nin de içinde bulunduğu 'Büyük Ortadoğu' bölgesinde 'kartların' yeniden düzenlenmesine neden olacaktı...
12 Eylül askeri darbesinin 'düğmesine' de o dönemde basılmış, bir müddet 'koşulların olgunlaşması' beklendikten sonra 1980 Eylül ayında ABD'nin 'bizim çocuklar' olarak adlandırdığı Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ve dönemin kuvvet komutanları yönetime el koymuşlardı.
***
12 Eylül askeri cuntası, ABD açısından iki önemli iş yapmıştı...
Birincisi, ülkedeki ABD karşıtı anti-emperyalist güçlerin etkinliğini büyük bir şiddet dalgasıyla kırmış ve sindirmiş...
İkincisi, ABD'nin 'Yeşil Kuşak' uygulaması uyarınca Afganistan'da Sovyetler Birliği yanlısı 'sol' eğilimli iktidara karşı oluşan 'siyasal İslamcı' akımların benzerlerinin Türkiye'de de geliştirilmesi için düğmeye basmıştı.
***
ABD destekli darbe, aynı zamanda 12 Mart döneminde yarım kalmış bir kavganın da devamıydı...
12 Mart müdahalesi her ne kadar ABD yanlısı olduğu bilinen Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç liderliğinde 'emir-komuta zinciri içinde' yapılmışsa da, aslında esas amaç, 9 Mart tarihinde gerçekleştirilmesi planlanan Kara Kuvvetleri ve Hava Kuvvetleri komutanlarının da içinde yer aldığı 'sol eğilimli' bir darbe girişimini önlemekti...
1971-73 yılları arasında 12 Mart müdahalesi sonrasında kurulan hükümetlerin yanı sıra ordu içinde de devam eden bu kavga sonucunda taşlar yerinden oynamış, Kara Kuvvetleri Komutanlığından Genelkurmay Başkanlığına gelen ve daha sonra Cumhurbaşkanı adayı olmak için istifa eden Faruk Gürler'in Cumhurbaşkanı seçilmesi, TBMM'nin direnmesi ve TSK'nın Gürler'in arkasından desteğini çekmesi nedeniyle son anda önlenmişti.
***
Bu kavga, o dönemde kurulan hükümetlerin bileşimine ve programlarına da yansımıştı...
Müdahaleden sonra kurulan ilk 12 Mart hükümetinde 'reformcu kanat' olarak tanımlanan bir kanat da yer almış; ülkede sol eğilimli akımlar tarafından uzun bir süredir yapılması savunulan bazı reformlara hükümet programında yer verilmişti...
Ancak daha sonra Tümgeneral Celil Gürkan başta olmak üzere 'sol eğilimli' bir grup subayın ordudan ihraç edilmesinin ardından hükümetin bileşimi ve programı değişmiş, hükümet üyeleri ABD'ye yakın sağ eğilimli politikacılardan oluşturulmuştu.
***
İşte bu dönemde yeni bir anayasa hazırlandı ve siyasal baskıların en yoğunlaştığı dönemde halkoyuna sunularak yasalaştı...
Ancak bu anayasa aslında darbeden çok önce hazırlanmıştı...
O nedenle, darbenin lideri Kenan Evren'in 'O Anayasa (1961 Anayasası) bize bol geldi; içinde oynamaya başladık' sözlerinin hemen ardından Millî Güvenlik Konseyi, 29 Haziran 1981 günü çıkardığı yasayla bir Kurucu Meclis oluşturmuş, bu meclisin ilk görevi şöyle açıklanmıştı: 'Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin ve milletin bütünlüğü ve bölünmezliği ve toplumun huzuru korunarak, millî dayanışma ve sosyal adalet içinde, herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden eşitlik ilkesine göre yararlanmasını ve hukuken üstünlüğünü sağlayacak demokratik, laik hukuk devletinin kurulması için hukukî düzenlemelerle Anayasayı, siyasi partiler ve seçim kanunlarını yapmak.'
***
Burada 'siyasetin ironisi' olarak adlandırılabilecek 'traji-komik' bir olayla karşılaşıyoruz...
ABD tarafından organize edilen darbenin, 'ülkenin bağımsızlığını korumak' adına yapıldığı...
Ve idamların, işkencenin, siyasi baskıların doruk noktasına vardığı, tüm siyasal partilerin ve sivil toplum örgütlerinin kapatıldığı, darbe liderinin ayetler okuyarak nutuklar attığı bir ortamda, 'Herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden eşitlik ilkesine göre yararlanmasını ve hukuken üstünlüğünü sağlayacak demokratik, laik hukuk devletinin kurulması için hukukî düzenlemeler yapacak bir anayasa' yapılacağı ilan ediliyor!
(Devam edecek)