Dünkü yazımızın sonunda ABD'yi yöneten 'küresel elit' içinde ortaya çıkan mücadelenin 'önceliği Rusya'ya mı yoksa Çin'e mi vermeli' tartışmasından çıktığına değinmiş...
Birinci şıkkın tercih edilmesi durumunda NATO başta olmak üzere askeri paktlar ve ittifakların güçlendirilmesi, Rusya'nın ülkenin etki alanını genişletmesinin engellenmesi, bölgesel savaşlar yoluyla ekonomik kaynaklarının tüketilmesi yolunun...
Çin hedefe konulacaksa, ABD ekonomisinin yeniden canlandırılması, bunun için bölgesel savaşların müttefiklere bırakılması ve Rusya'nın bu mücadelede Çin'in ortağı değil rakibi olmasının sağlanması yolunun izleneceğini belirtmiştik.
***
ABD'nin soğuk savaş döneminde şekillenen kurumsal yapısı, genellikle tercihini önceliği Rusya ile mücadeleye verme eğiliminde olmuştur... Son başkanlık seçiminde de bu politikayı savunan Hillary Clinton'u desteklemiştir. Ancak, yıllardan beri Afganistan, Kafkaslar ve Ortadoğu başta olmak üzere dünyanın bir çok bölgesinde izledikleri çatışmaya dayalı stratejilerin başarısız olması nedeniyle bu yapı, kendi halkının gözünde itibarını büyük ölçüde yitirmiş bulunmaktadır...
Trump ise petrol şirketlerinin ve korunma ihtiyacı duyan sanayi kuruluşlarının da desteğiyle önceliğin Çin ile ekonomik mücadeleye verilmesi yönündeki görüşü savunarak siyasete girmiştir...
ABD'nin içinde geleneksel olarak 'küresel elit'in ABD'nin çıkarlarına ihanet ettiğini ve 'yahudi bankerlerin dünya egemenliği kurmak için ABD'nin imkanlarını kullandığını' savunan muhafazakar 'ırkçı' kesim ile 'küresel elit'in kukla politikacılardan usanmış kitlelerin desteğiyle sonunda kazanan Trump olmuştur.
***
Trump, başlangıçta kendi politikasını uygulamak amacıyla destekçilerinden oluşan bir kadro kurmaya çalışmış,ancak 'Pentagon'a, istihbarat örgütlerine ve bakanlıklara egemen olan savaş sanayicilerinin başını çektiği 'şahinler', Trump'ın kendi programını uygulamasını engellemek için güvenlik ve yasama organları içindeki tüm güçlerini kullanmışlardır...
Böylece ilk olarak Trump hakkında, Rusya ile gizli ilişkiler kurduğu iddiasıyla soruşturma başlatılmış...
Daha sonra Trump'ın seçim kampanyasını yürüten 'alternatif sağ'ın lideri Steve Bannon Beyaz Saray'daki görevinden ayrılmak zorunda bırakılmıştır... Amerika'nın ağırlaşan sorunlarından ötürü 'Washington'daki sınai askeri kompleksi, istihbarat bürokrasisini, sıradan insanın herşeyini elinden alan acımasız finans kurumlarını, Yahudileri, zencileri ve Müslümanları' sorumlu tutan Bannon, görevden ayrıldıktan sonra yaptığı açıklamada 'Şu konuda bir kafa karışıklığı olmasın, ben Beyaz Saray'ı Trump'ın düşmanlarıyla savaşmak için terk ettim. Bu düşmanlar, Kongrede, Medyada ve Şirketler Amerikası'nda bulunuyor.' ifadesini kullanmıştır.
Ardından Trump, baskılar karşısında geri adım atmak zorunda kalmış, petrol lobisinin önde gelen adamı olan ve Ortadoğu'da iklimi yumuşatarak Rusya ile petrol alanında işbirliği yapmayı savunan Dışişleri Bakanı Rex Tillerson'u görevinden alarak onun yerine eski CIA Başkanı ve 'şahin' kanadın temsilcisi Pompeo'yu atamıştır.
***
Ancak Trump, kendi çizgisini uygulamak için çaba harcamaktan da vazgeçmemiştir...
Her fırsatta Ortadoğu'dan çekilmek istediğini tekrarlamış, bu yılın Mayıs ayında İran'la gerginliğin tırmanması üzerine çatışmayı 'silah baronlarının' savaşı körüklediğini söylemiş, Ortadoğu'dan asker çekmek istediği için baskılarla karşılaştığını açıklamış ve 'Askeri endüstri sürekli savaş istiyor' diye sızlanmıştır...
2016 yılında televizyonda yaptığı bir açıklamada da 'IŞİD'i Obama kurdu' demiş ve şöyle devam etmiştir: 'Ve şunu da söylemeliyim, yardımcılığını da ezik Hillary Clinton yaptı'.
***
Bütün bu gelişmeler hatırlandığında, günümüzde Suriye'de yaşanan olaylar çok daha iyi kavranabilir...
Trump, başkan olduğu günden başlayarak 'savaş lobisi'nin baskısıyla karşılaşmış ve büyük tavizler vermek zorunda kalmışsa da sonunda Suriye'de savaş alanını terk etmiştir...
Bu kararı almasından sonra bu baskı daha da kuvvetlenmiş ve gelinen noktada Temsilciler Meclisi Trump'ın azledilmesi sürecini başlatmıştır.
(Devam edecek)