Son yazımızda, Köy Enstitülerinin kurulması, Toprak Reformu Yasası ve 'devletçilik' politikası nedeniyle yıllarca gericiler tarafından 'komünistlerle işbirliği yapmak'la suçlanan CHP'nin, Demokrat Parti'nin kurucuları Bayar ve Menderes'in 'solcu aydınlar'la birlikte bir dergi çıkarma girişimi üzerine aynı suçlamayı siyasi rakiplerine yönelttiklerine değinmiş...

Bu yönde yürütülen propaganda sonucu CHP İstanbul İl Örgütü'nün çağrısıyla Beyazıt'taki üniversitenin bahçesinde toplanan binlerce kişinin sol eğilimli Tan gazetesinin yanı sıra 'La Turquie', 'Yeni Dünya' gibi sol eğilimli yayınların büro ve matbaalarını yakıp yıktığını belirtmiştik...

Demokrat Parti liderleri bu gelişmeler üzerine 'demokratlık' oyununu yarıda keserek 'solcu müttefiklerinden' uzaklaşmışlardı.

***

İşin daha ilginci, Genelkurmay Başkanı olarak görev yaptığı dönemde demokratlara ve solculara duyduğu düşmanlıkla tanınan Fevzi Çakmak bile Atatürk'ün Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ve Zekeriya Sertel ile birlikte İnsan Hakları Derneği'ni kurduğu için bu suçlamalardan payını almış...

Ve hemen 'Ben komünist değilim' diyerek Dernek'ten istifa ettiğini açıklamıştı...

Çakmak, bununla da yetinmemiş, Nazım Hikmet'in suçsuz yere 12 yıl hapiste yatmasına neden olan 'donanma ve askeri isyana teşvik' davalarındaki 'asli' rolünü hatırlatmıştı!

***

Çakmak açıklamasında, 'Ben komünistliği bu memleket için muzır telakki edenlerdenim; onun için komünistler ordu ve donanmaya sokulmak istedikleri zaman şiddetle mukabele ettim' (Nazım Hikmet davasını kastediyor- EG) diyor ve 'Halk Partisi mensuplarından birçok hatırlı zevatın tavassutuna rağmen ısrar ettim.' diye devam ediyordu...

Çakmak'ın burada sözünü ettiği 'hatırlı zevat', yazı dizimizin önceki bölümlerinde anlattığımız gibi 1938 yılında İçişleri Bakanı olan Şükrü Kaya ve Emniyet Genel Müdürü olan Şükrü Sökmensüer'di...

Sökmensüer, 1946 yılına gelindiğinde İçişleri Bakanı olmuş, Çakmak ise Zekeriya Sertel gibi 'solcu aydınlar'a yaklaşarak muhalefete geçmişti. Böyle olunca roller de değişmişti... Şimdi, Şükrü Sökmensüer İnönü tarafından emekli edilen Mareşal Çakmak'ı 'komünistlerle işbirliği yapmak' ile suçluyor, Çakmak ise ona 'eski günler'i hatırlatıyordu!

***

Çakmak, açıklamasında işin içine Köy Enstitülerinin kurulduğu dönemde Milli Eğitim Bakanı olan Hasan Ali Yücel'i de karıştırıyordu:

'Fakat onlar (CHP yöneticileri -EG), Şefik Hüsnü'ye (TKP Genel Sekreteri -EG) parti kurma selahiyetini ve 34 tane müseccel komüniste de amelenin, işçinin önüne geçerek rehberlik etme imkanını sağladılar. Ben daha işin başındayken eski bir Milli Eğitim Bakanı'nın bu faaliyeti destekleyen hareketinden dolayı hükümeti resmen ikaz ettim. Kimse kulak asmadı.'

Olayın devamını, Uğur Mumcu'nun '40'ların Cadı Kazanı' başlıklı kitabından okuyalım:

'Eski Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, Ulus gazetesinde Çakmak'a şu soruları yöneltti:

'1- Beyanınızdaki eski Milli Eğitim Bakanı dediğiniz hakikaten ben miyim?

2- Desteklenen komünistler kimlerdir ve nasıl desteklenmişlerdir?

3- Bu hususta Hükümeti yazı ile ikaz ettiniz mi? Sözle ise kime, ne zaman söylediniz?

Mareşal, Yücel'e yanıt vermekten kaçındı...

Yanıt, Mareşal yerine Demokrat Parti'nin İstanbul İl Başkanı Avukat Prof. Kenan Öner'den geldi. Öner, 'Evet, o Maarif Nazırı sizsiniz' dedi.'

***

Böylece CHP'li İçişleri Bakanı'nın Demokrat Parti ve Mareşal Fevzi Çakmak'a yönelttiği 'komünistlerle işbirliği yapmak' suçlaması sonunda dönüp dolaşmış, CHP'nin Atatürk dönemindeki devrimci politikalarının ve İnönü'nün 1946 öncesi reformcu politikasının 'komünistlik'le suçlanmasına dönüşmüştü...

Bu arada Mareşal Çakmak'ın suskunluğu sürmekteydi. Bunun üzerine Yücel, suçlamaya maruz kaldığı 1941 yılında Milli Eğitim Bakanlığı bütçesini sunarken yaptığı konuşma üzerine Mareşal'in kendisini takdir ve teşekkür' ile kutladığını da hatırlattı ve açık mektubunu şu sözlerle tamamladı:

'Bir kere daha inancımı tazelemiş bulunuyorum ki, cesaret ve ciddiyet, hakiki ve şaşmaz milliyetseverlik, ne makam ne de rütbe ile mukayyetmiş.'

(Devam edecek)