Son yazımızda 1943 Ocak ayı sonunda Sovyet Ordusunun Alman ordusu karşısında Stalingrad zaferini kazanmasının ardından Türkiye'nin Almanya ile arasına mesafe koyduğunu...
12 Ocak 1944'te Almanya'ya ve Turancılara yakın duran Mareşal Fevzi Çakmak'ın, Cumhurbaşkanı İnönü tarafından emekliye sevk edildiğini...
7 Eylül 1944'te 'Irkçılık ve Turancılık Davası' olarak bilinen davanın açıldıığını ve böylece 38 Kuşağı'nın son bir kez daha parladıktan sonra sahneden çekileceği iki yıllık bir dönemin başladığını söylemiştik.
***
Bu dönemde Tarım ve Eğitim alanlarında çeşitli atılımlar yapıldı...
Köy Enstitülerinin yaygınnlaştırılması, Toprak Reformu Kanunu'nun hazırlanması ve Meclis'ten geçirilmesi bu atılımların en önemlileriydi...
Ancak bu dönemde savaş yıllarının yol açtığı ekonomik sıkıntılar iyice su yüzüne çıkmıştı. Tarım sektörü, bu sıkıntılardan en çok etkilenen kesimlerden biriydi. Bu durum gericiliğin işine yaradı. Toprak ağaları ve 1930'larda uygulanan 'devletçilik' politikasına karşı çıkan sermaye kesimleri yaşanan ekonomik sıkıntıları İnönü döneminde uygulanan 'devletçi' politikalarına bağlayarak İnönü ile birlikte Toprak Reformunu hazırlayan Tarım Bakanı Şevket Raşit Hatipoğlu'nu, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'i ve Köy Enstitülerinin 'babası' İsmail Hakkı Tonguç'u 'hedef' haline getirdiler.
***
CHP içindeki özel sermaye kesimlerinin ve toprak ağalarının temsilcileri olan ve 1945 yılında çıkarılan Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu'na muhalefet yaparken adeta 'parti içinde parti' oluşturan Celal Bayar ve Adnan Menderes, 1946 yılı Ocak ayında Demokrat Parti'yi işte bu koşullarda kurdular...
Ancak tarihin garip bir ironisi olarak partiyi kuranlar, 'demokrat'lıklarını kanıtlayabilmek için o zamana kadar 'komünist' olmakla suçladıkları sol eğilimli aydınları kullandılar... O sıralar yayınlanan sol eğilimli tek gazete Zekeriya Sertel'in çıkardığı Tan gazetesiydi... Dönemin Aziz Nesin, Sabahattin Ali, Sabiha Sertel, Behice Boran, Pertev Naili Boratav, Adnan Cemgil gibi sol görüşlü aydınları bu gazetede yazıyorlardı. Gazeteye yazı yazanlar arasında Atatürk'ün Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras da vardı...
Partinin kuruluş aşamasında Bayar ve Menderes, Zekeriya Sertel ile bir araya gelerek yeni partiyi destekleyecek 'Görüşler' adıyla bir dergi çıkarma konusunda anlaştılar. Dergide gazetenin yazarlarının yanı sıra Demokrat Parti'nin önderleri Bayar ve Menderes'in yanı sıra partinin oluşumuna katılan Fuat Köprülü ve Halide Edip Adıvar gibi ünlü tarihçi ve yazarlar da yer alacaktı.
***
'Demokratlık' adına Bayar ve Menderes gibi 'liberal-gerici'lerle 'komünist' olmakla suçlanan aydınların bir araya gelerek oluşturdukları bu 'garip' ittifakın yayın organı daha ilk sayısında CHP destekçisi Tanin gazetesinin kışkırtıcı yayınlarının hedefi haline geldi... Gazetenin baş yazarı Hüseyin Cahit Yalçın, 'Kalkın ey ehli vatan' başlığıyla yazdığı yazıda hedefe solcu aydınların yazılarını koyarken Bayar ve Menderes'i kendi silahlarıyla vuruyor, onları 'komünistlerle işbirliği yapmakla' suçluyordu...
'İroni' dediğimiz şey tam da buydu, 'solcu aydınlar' her zaman hedefteydi, ama daha düne kadar onlarla işbirliği yapmakla suçlanan CHP'liler, şimdi kendi muhaliflerini 'komünistlerle işbirliği yapmak'la suçluyorlardı! Öyle ki, Atatürk'ün Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras bile bu suçlamadan yakasını kurtaramamıştı. Şöyle sesleniyordu Aras'a, Hüseyin Cahit Yalçın:
'Görülüyor ki, faşist olsun, kızıl faşist olsun, bütün düşmanlar Atatürk silahıyla Türk'ü Türk'e vurdurmak istiyorlar. Memleket içindeki gönüllü komünist beşinci kol da bundan medet umuyor. Hatta Tevfik Rüştü Aras da bu kervana katılmış.'
***
Bu suçlamanın ne kadar etkili olduğu hemen ortaya çıktı...
CHP İstanbul İl Örgütü'nün çağrısıyla Beyazıt'taki üniversitenin bahçesinde toplanan binlerce kişi polisin hiçbir müdahalesiyle karşılaşmadan Babıali yokuşuna kadar ilerledi ve Tan gazetesinin yanı sıra 'La Turquie', 'Yeni Dünya' gibi sol eğilimli yayınların büro ve matbaalarını yakıp yıktı...
Hemen ardından İstanbul Savcılığı, saldırganlara değil saldırıya uğrayanlara karşı dava açtı. Gerçi dava sonunda beraatla sonuçlandı ama bu arada gözü korkan Demokrat Parti liderleri 'demokratlık' oyununu yarıda keserek 'solcu müttefiklerinden' uzaklaştılar.
(Devam edecek)