Türkiye’nin eylül ayı dış ticaret verileri, ihracattaki güçlü artışla birlikte dış ticaret açığı ve ihracatçıların rekabet gücüne ilişkin sorunları yeniden gündeme taşıdı. Dış Ticarete Yön Verenler Derneği (DIŞYÖNDER) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hakan Çınar, ihracattaki artışın sevindirici olduğunu ancak bu tablonun üretim maliyetleri, finansmana erişim ve küresel rekabet baskısı gibi yapısal sorunları gölgelememesi gerektiğini belirtti.
Eylül ayında ihracatın yüzde 15,4 artışla yaklaşık 26 milyar dolara ulaştığına dikkat çeken Çınar, aynı dönemde ithalatın 31,2 milyar dolar, dış ticaret açığının ise 5,2 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiğini ifade etti. Çınar’a göre, ihracattaki artışın gerçek başarıya dönüşmesi için yalnızca satış hacminin değil, ihracatçıların kârlılığının ve uluslararası pazarlardaki rekabet gücünün de artması gerekiyor.
“İHRACAT ARTIYOR AMA İHRACATÇININ HAREKET ALANI GENİŞLEMİYOR”
Eylül ayındaki ihracat performansının olumlu bir gelişme olduğunu belirten Çınar, tek aylık veriler üzerinden dış ticaretteki bütün sorunların çözüldüğü sonucuna varılamayacağını vurguladı. Çınar, değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi: “Eylül ayında ihracatımızın güçlü bir artış göstermesi hepimiz için sevindiricidir. Ancak bir aylık başarıya bakarak dış ticarette bütün sorunlarımızın çözüldüğünü düşünemeyiz. Çünkü ihracatçımız hâlâ yüksek maliyetlerle, pahalı finansmanla ve giderek sertleşen uluslararası rekabetle mücadele ediyor. Rakamlar büyüyor ama ihracatçımızın hareket alanı aynı ölçüde genişlemiyor.”
ASIL HEDEF, REKORLAR DEĞİL KALICI PAZAR PAYI
2026 yılının ilk dokuz ayında ihracatın yaklaşık 211 milyar dolara, ithalatın ise 282 milyar dolara ulaştığını belirten Çınar, yaklaşık 71 milyar dolarlık dış ticaret açığının Türkiye’nin dış ticaret stratejisinde yapısal dönüşüm ihtiyacını ortaya koyduğunu söyledi.
İhracat performansının yalnızca toplam satış tutarı üzerinden değerlendirilmesinin yeterli olmayacağını vurgulayan Çınar, yerli girdi kullanımının, yaratılan döviz gelirinin ve firmaların küresel pazarlardaki konumunun da dikkate alınması gerektiğini belirtti. “İhracatta aylık rekorlar elbette önemlidir. Ancak esas mesele, bu artışın ne kadarının kalıcı pazar payına, yüksek katma değere ve sürdürülebilir kazanca dönüştüğüdür. Bir ülkenin ihracat başarısını yalnızca sattığı ürünlerin toplam değeriyle ölçemeyiz. O ürünlerin ne kadarını yerli kaynaklarla ürettiği, ne kadar döviz kazancı sağladığı ve firmalarının uluslararası rekabette ne kadar güçlendiği de önemlidir.”
SİPARİŞ VAR, PEKİ KÂRLILIK YETERLİ Mİ?
Türk ihracatçısının karşı karşıya olduğu temel sorunlardan birinin sipariş bulmanın ötesine geçtiğini ifade eden Çınar; finansman giderleri, işletme sermayesi ihtiyacı, enerji, işçilik ve lojistik maliyetlerinin rekabet gücünü sınırladığına dikkat çekti. Özellikle kur ile üretim maliyetleri arasındaki dengenin önemine işaret eden Çınar, maliyetler yükselirken uluslararası pazarlarda fiyat rekabetinin sertleşmesinin, başta emek yoğun sektörler olmak üzere birçok alanda baskı yarattığını belirtti.
Çınar, “Bugün ihracatçılarımızın önemli bir bölümü yalnızca yeni sipariş bulmayı değil, aldığı siparişi hangi maliyetle üreteceğini ve hangi kâr marjıyla teslim edeceğini de hesaplamak zorunda. İçeride maliyetler yükselirken uluslararası pazarlarda fiyat rekabeti giderek sertleşiyor. Bu durum özellikle emek yoğun sektörlerimiz üzerinde ciddi baskı oluşturuyor. İhracatçı satış yapabiliyor ama yeterince kazanamıyorsa orta ve uzun vadede üretim kapasitesini, istihdamını ve pazar payını korumakta zorlanabilir” dedi.
“DESTEKLER KOLAYLAŞTIRMALI, YENİ YÜK OLUŞTURMAMALI”
İhracat desteklerinin yalnızca kapsamının değil, uygulama süreçlerinin de iyileştirilmesi gerektiğini belirten Çınar, mevcut teşviklere hızlı, kolay ve öngörülebilir biçimde erişimin önemini vurguladı. Döviz dönüşüm desteği gibi mekanizmaların ihracatçıların nakit akışını güçlendirecek şekilde düzenlenmesi gerektiğini ifade etti. Çınar, desteklerin etkisini azaltan bürokratik süreçlere ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: “İhracatçının ihtiyacı yalnızca yeni teşvikler değildir. Mevcut teşviklere hızlı, kolay ve güvenilir biçimde erişebilmek de en az teşvikin kendisi kadar önemlidir. Karmaşık prosedürler, belirsiz uygulamalar ve zaman kayıpları desteklerin etkisini azaltabiliyor. İhracatçıyı desteklemek istiyorsak önce onun önündeki gereksiz maliyetleri ve bürokratik engelleri kaldırmalıyız.”
TÜRKİYE, BÖLGESEL TİCARETİN MERKEZİ OLABİLİR
Türkiye’nin coğrafi konumu, üretim kapasitesi ve lojistik altyapısının önemli fırsatlar sunduğunu belirten Çınar, transit ticaretin, serbest bölgelerin ve bölgesel dağıtım merkezlerinin dış ticaret stratejisinde daha etkin kullanılmasını önerdi.
Küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bir dönemde Türkiye’nin yalnızca üretim ve ihracat yapan değil, ticaret akışlarını yöneten bir merkez olabileceğini ifade eden Çınar; gümrük süreçlerinin hızlandırılması, transit ticaretin kolaylaştırılması ve lojistik maliyetlerin rekabetçi seviyelere çekilmesi gerektiğini söyledi.
Çınar, “Türkiye, Avrupa ile Asya arasında yalnızca ürün taşıyan bir ülke değil, ticareti yöneten bir merkez olabilir. Bunun için gümrük süreçlerini hızlandırmalı, transit ticareti kolaylaştırmalı, serbest bölgelerimizi daha etkin kullanmalı ve lojistik maliyetlerimizi rekabetçi seviyelere çekmeliyiz. Küresel tedarik zincirleri yeniden şekillenirken Türkiye’nin bu fırsatı kaçırma lüksü yok” ifadelerini kullandı.
“GÜÇLÜ İHRACAT RAKAMLARI, GÜÇLÜ İHRACATÇILARLA KALICI OLUR”
Açıklamasının sonunda ekonomi yönetimine, özel sektöre ve dış ticaretin tüm paydaşlarına iş birliği çağrısında bulunan DIŞYÖNDER Başkanı Dr. Hakan Çınar, sürdürülebilir ihracat başarısı için finansmana erişimden üretim maliyetlerine, gümrük süreçlerinden teknolojik dönüşüme kadar birçok alanda eş zamanlı adımlar atılması gerektiğini belirtti. Çınar, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı: “İhracatımızın büyümesi hepimizin ortak hedefidir. Ancak sürdürülebilir başarı için finansmana erişimden üretim maliyetlerine, gümrük süreçlerinden teknolojik dönüşüme kadar bütün alanlarda eş zamanlı adımlar atılması gerekiyor. Kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları aynı hedef doğrultusunda hareket etmelidir. Bugün rekorları kutlarken yarının rekabet gücünü de inşa etmek zorundayız. Çünkü Türkiye’nin geleceğini yalnızca ihracat rakamlarının büyüklüğü değil, ihracatçılarının dünya pazarlarındaki gücü belirleyecektir. İhracat rekorlarıyla övünelim, ancak ihracatçının sorunlarını da görmezden gelmeyelim. Unutmayalım, güçlü ihracat rakamları ancak güçlü ihracatçılarla kalıcı hale gelir.”





