CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, ABD Tarım Bakanlığı’nın (USDA) yayımladığı “Hayvancılık ve Ürünler Yıllık Raporu”nda yer alan verilerin, Türkiye’de hayvancılığın içinde bulunduğu krizi gözler önüne serdiğini söyledi. Gürer, ithalata dayalı politikaların yerli üretimi güçlendirmediğini, aksine sürü kaybını hızlandırarak üreticiyi sektörden uzaklaştırdığını vurguladı.
USDA raporunda yer alan iddiaların dikkat çekici olduğunu belirten Gürer, “İktidarın yıllardır görmezden geldiği sorunlar, bu kez yabancı bir resmi raporda rakamlarla ortaya konuluyor” dedi.
Hayvan varlığı azalıyor
Gürer, Cumhurbaşkanlığı Strateji Planı’nda büyükbaş hayvan varlığının 16 milyon 800 bin baş olarak yer aldığını hatırlatarak, USDA raporunda bu sayının 2026 yılında yüzde 4 azalarak 14,3 milyon başa düşeceğinin öngörüldüğünü aktardı. Rapora göre gerilemenin temel nedenleri arasında yüksek kesim oranları, artan üretim maliyetleri ve düşük kârlılık bulunuyor.
2025 yılında sığır sayısının yüzde 4 düşüşle 14,9 milyon başa gerilediğinin belirtildiğini ifade eden Gürer, bu düşüşte şap hastalığı ve zorunlu kesimlerin etkili olduğuna dikkat çekti. Gürer, “Bakanlık, şap hastalığı nedeniyle telef olan hayvan sayısını açıklamıyor. Veriler, milyonlarca hayvanın ya kaybedildiğini ya da kesime gittiğini gösteriyor” dedi.
Damızlık hayvan kesimi uyarısı
USDA raporunda damızlık hayvan kesimlerinin “normal dışı” boyutlara ulaştığına işaret edildiğini aktaran Gürer, süt üretiminde kârlılığın kalmaması nedeniyle üreticilerin damızlık hayvanlarını kesime göndermek zorunda kaldığını söyledi. Gürer, “Bir inek kesildiğinde yalnızca et değil, süt ve buzağı kaybı da yaşanıyor. Bu durum gelecekteki üretim kapasitesini tehdit ediyor” diye konuştu.
Her yıl yüz binlerce buzağı kaybı
Raporda her yıl yaklaşık 400 bin ila 500 bin buzağının kaybedildiğinin belirtildiğini aktaran Gürer, bu sayının yıllık canlı hayvan ithalatına neredeyse eşit olduğunu söyledi. Doğum sonrası buzağı ölüm oranlarının yüzde 10–15 seviyesinde olduğuna dikkat çeken Gürer, “Bir ülke ithal ettiği kadar buzağıyı kaybediyorsa, sorun ithalatta değil yönetimdedir” ifadelerini kullandı.
Veriler tutarsız, planlama zor
Gürer, hayvan varlığına ilişkin resmi veriler arasındaki çelişkilere de dikkat çekti. TÜİK’in 2024 yılı için sığır sayısını 15,5 milyon baş, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ise 16,9 milyon baş olarak açıkladığını hatırlatan Gürer, bu farkların sağlıklı planlamayı zorlaştırdığını söyledi.
“600 bini aşkın hayvan ithalatına rağmen sorun çözülemedi. Hayvancılıktaki sorunlar et fiyatlarına yansıyor. Artan et fiyatları da doğrudan vatandaşı etkiliyor” dedi.
Yem maliyetleri üreticiyi zorluyor
USDA raporuna göre yem maliyetlerinin toplam giderlerin yüzde 65–75’ini oluşturduğunu belirten Gürer, yem hammaddelerinin büyük ölçüde ithalata bağımlı olduğunu ifade etti. Türkiye’de mera hayvancılığının büyük ölçüde ortadan kalktığını vurgulayan Gürer, “Hayvanlar 12 ay kapalı alanlarda besleniyor. Bu da yem, veteriner ve işçilik maliyetlerini artırıyor” dedi.
Süt fiyatı maliyetin altında
Gürer, Temmuz 2025’te çiğ süt referans fiyatının litre başına 19,35 TL olarak belirlendiğini, buna karşın üretim maliyetinin yaklaşık 20,50 TL olduğunu belirtti. “Üretici sattığı bir litre sütle 1,5 kilogram yem dahi alamıyor. Bu nedenle özellikle küçük işletmeler ayakta kalamıyor” diye konuştu.
Türkiye canlı hayvan ithalatında üst sıralarda
USDA verilerine göre Türkiye’nin 2024 yılında 514 bin 869 baş sığır ithal ederek dünyanın en büyük ikinci canlı hayvan ithalatçısı olduğunu aktaran Gürer, ithalatın 2025 ve 2026 yıllarında da yüksek seviyelerde süreceğinin öngörüldüğünü söyledi.
“Çözüm ithalat değil”
Gürer, raporun hayvancılıktaki krizin boyutlarını açıkça ortaya koyduğunu belirterek şu değerlendirmede bulundu:
“Bu rapor bir muhalefet raporu değil, ABD Tarım Bakanlığı’nın raporudur. Sürü küçülüyor, damızlık kesiliyor, buzağılar kaybediliyor, üretici üretimden çekiliyor. Çözüm ithalat değil; yem maliyetlerinin düşürüldüğü, hayvan hastalıklarının önlendiği ve üreticiyi koruyan planlı politikalardır.”




