GGYD Genel Başkanı M. Nezih Allıoğlu, dünya ekonomisinin alışılagelmiş kalıpların ve klasik serbest piyasa kurallarının ötesine geçen tarihi bir paradigma değişimiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. Pandemiyle birlikte kırılan tedarik zincirlerinin, enerji güvenliğini sarsan jeopolitik krizlerin, ABD ile Çin hattında tırmanan teknoloji savaşlarının ve Rusya-Ukrayna Savaşı’nın Avrupa’nın üretim haritasını yeniden çizerek küresel piyasaları derinden sarstığını belirten Allıoğlu, “Tüm bu küresel dalgalanmanın tam ortasında, Ankara’da gerçekleştirilen tarihi NATO Zirvesi’nin ardından yalnızca askeri ve güvenlik politikaları değil; küresel sermayenin yönünü, üretim merkezlerini, tedarik zincirlerini ve yatırım kararlarını da içeren süreç yeniden şekilleniyor” dedi.
GGYD Başkanı Allıoğlu, dünyada artık yeni bir dönemin başladığına dikkat çekerek şunları söyledi:

“Dünya ekonomisi çok kritik bir eşikten geçiyor. Artık sadece faiz, enflasyon ve büyüme verilerine bakarak yol haritası çizme dönemi geride kaldı. Dünyada 'güvenlik ekonomisi' dönemi başladı; sermaye artık sadece finansal tabloları okumuyor. Küresel yatırım kararlarında artık yeni bir belirleyici unsur var; o da güven. Küresel tedarik zincirinde güven ve istikrar öne çıkarken; Türkiye güçlü üretim altyapısı, gelişen savunma sanayii, esnek sanayi kabiliyeti ve lojistik üstünlüğüyle bu dönemin en güçlü adaylarından biridir. Özetle; küresel ticaretin rotası yeniden çiziliyor. Güven ve istikrar arayan dünyanın yeni adresi Türkiye olabilir. İş dünyası olarak bu süreci iyi takip etmeliyiz.”

KLASİK EKONOMİ DÖNEMİ BİTTİ: DÜNYADA YENİ ÖLÇÜT "GÜVEN"

GGYD Başkanı Allıoğlu, küresel büyüme beklentilerinin temkinli seyrettiği, sermayenin ise daha güvenli, öngörülebilir ve stratejik pazarlara yöneldiği bir dönemde, dünya diplomasisinin en üst düzey temsilcilerinin Ankara’da bir araya gelmesinin güçlü ve olumlu bir mesaj taşıdığını kaydetti. Dünyada klasik ekonomi döneminin bittiğini, artık yeni ölçütün tamamen güvene dayandığını ve yatırımcı kararlarını etkileyen dinamiklerin kökten değiştiğini belirten Allıoğlu, “Bugün yatırımcı açısından güven yalnızca ekonomik göstergelerden ibaret değildir. Bir ülkenin küresel karar alma mekanizmalarındaki yeri, stratejik ortaklıkları ve kriz dönemlerinde üstlendiği rol de yatırım kararlarını doğrudan etkiliyor. Ankara’daki bu buluşma, Türkiye’nin güvenilir, güçlü ve uzun vadeli iş birliklerine açık bir ülke olduğu mesajını dünyaya verdi” değerlendirmesinde bulundu.

Ankara’da gerçekleştirilen tarihi buluşmanın yalnızca diplomatik bir gündem olarak değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizen Allıoğlu, bu üst düzey kabulün Türkiye’nin uluslararası sistem içerisindeki ağırlığını, diplomatik gücünü ve güvenilir ortak kimliğini tescillediğini vurguladı. Böylesine kritik bir buluşmanın başkentte gerçekleşmesinin Türkiye açısından önemli bir güven göstergesi olduğunu belirten Allıoğlu, “Bunun özellikle savunma sanayimiz için yeni iş birliklerine kapı aralayabileceğini, aynı zamanda teknoloji, enerji, üretim ve farklı sektörlerde Türkiye’ye yönelik yeni ortaklık ve yatırım imkanlarını güçlendirebileceğini düşünüyorum. Türkiye; güçlü üretim altyapısı, gelişen savunma sanayii, stratejik konumu ve bölgesel etkinliğiyle uluslararası yatırımcılar için büyük bir potansiyel taşıyor” ifadelerini kullandı.

REKABETTE DEĞİŞİM; SAVUNMA SANAYİİ SİVİL EKONOMİNİN LOKOMOTİFİ OLACAK

Küresel ekonomide yaşanan gelişmeleri yalnızca jeopolitik başlıklar olarak okumanın eksik kalacağını dile getiren GGYD Başkanı Allıoğlu, savunma harcamalarındaki artışın, üretim kapasitesinin yeniden konumlandırılmasının ve kritik teknolojilere yapılan yatırımların ekonominin yeni kurallarını oluşturduğunu ifade etti.

Önümüzdeki dönemde ülkelerin rekabet gücünün sadece maliyet avantajıyla değil, güvenilir üretim ortağı olabilme kabiliyetiyle de ölçüleceğini belirten Allıoğlu, savunma harcamalarının bütçeler üzerinde bir yük olmadığını; aksine yüksek teknoloji yatırımlarını, mühendisliği, Ar-Ge’yi ve nitelikli istihdamı destekleyen stratejik yatırımlara dönüştüğünü kaydetti.

Savunma sanayiinin artık yalnızca askeri bir alan olarak kalmadığını, yüksek teknolojinin ve inovasyonun lokomotifi haline geldiğini anlatan Allıoğlu, “Burada geliştirilen bilgi birikimi; yazılımdan elektroniğe, havacılıktan yapay zekâya kadar çok sayıda sektöre yayılıyor. Dolayısıyla savunma yatırımlarındaki artış, aynı zamanda sivil ekonomiyi de besleyen güçlü bir teknoloji ekosistemi oluşturuyor. Türkiye’nin son yıllarda bu alanda attığı adımlar bu açıdan son derece kıymetlidir” şeklinde konuştu.

ANKARA BÜROKRASİ KENTİNDEN KÜRESEL TEKNOLOJİ ÜSSÜNE DÖNÜŞEBİLİR

Ankara'nın havacılıktan elektronik sistemlere, insansız platformlardan ileri teknoloji çözümlerine kadar çok geniş bir alanda yüksek katma değerli üretim kapasitesine sahip olduğunu hatırlatan Allıoğlu, başkentin bugün Türkiye’de savunma sanayiinin en önemli merkezlerinden biri konumunda bulunduğunun altını çizdi. Dünyanın gözünün Ankara’ya çevrildiği böyle dönemlerin, kentin sahip olduğu teknolojik ve endüstriyel gücün uluslararası ölçekte daha görünür hale gelmesi açısından kritik bir fırsat sunduğunu belirten Allıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Savunma sanayiinde geliştirilen yüksek teknoloji ve mühendislik kabiliyeti; havacılık, yazılım, elektronik, yapay zekâ ve ileri üretim teknolojileri gibi çok sayıda sektörü besliyor. Dolayısıyla Ankara’nın küresel ölçekte görünürlüğünün artması yalnızca savunma ürünlerinin ihracatını değil, başkentin yüksek teknolojili üretim ve ihracat kapasitesini de güçlendirecektir. Avrupa ülkelerinin devlet ve hükümet başkanlarının, savunma bakanlarının ve üst düzey karar vericilerinin Türkiye’de bulunması, ulaştığımız teknolojik seviyeyi yerinde görmeleri açısından büyük önem taşıyor. Bu temasların yeni siparişlere, ihracat bağlantılarına, ortak üretim modellerine ve uzun vadeli stratejik iş birliklerine dönüşme potansiyeli bulunuyor. Biz bu süreci, Ankara’nın dünyaya üreten, teknoloji geliştiren, ihracat yapan ve küresel ortaklıklara açık güçlü bir sanayi ve teknoloji merkezi olarak tanıtılması açısından önemli bir fırsat olarak görüyoruz.”

BLOKLAŞAN DÜNYADA AVRUPA’NIN EN GÜVENİLİR TEDARİKÇİSİ TÜRKİYE OLABİLİR

Çok uluslu şirketler için temel sorunun artık düşük maliyetten ziyade güvenilirlik, istikrar ve pazarlara hızlı ulaşım kabiliyeti olduğuna değinen M. Nezih Allıoğlu, küresel şirketlerin üretimlerini daha güvenli ve yakın ülkelere yönlendirdiğini belirtti. Türkiye'nin güçlü üretim altyapısı, Avrupa ile Asya arasındaki lojistik bağlantısı ve dinamik girişimcilik ekosistemiyle küresel tedarik zincirlerinde daha stratejik bir rol üstlenmeye en güçlü aday olduğunu vurgulayan Allıoğlu, dış politika ile ticaret arasındaki güçlü bağa ise şu sözlerle dikkat çekti:

“NATO Zirvesi’nin Ankara’da yapılması yalnızca savunma sanayiine ilişkin bir gelişme olarak değerlendirilmemelidir. Böylesine üst düzey uluslararası temaslar, Türkiye’nin güvenilir bir siyasi ve ekonomik ortak olarak görünürlüğünü artırıyor. Bu güven ortamı da Türk şirketlerinin Avrupa başta olmak üzere farklı pazarlardaki ticari ilişkilerini güçlendirmesine, yeni iş birlikleri kurmasına ve küresel tedarik zincirlerinde daha kalıcı bir yer edinmesine katkı sağlayabilir. Türkiye bugün farklı sektörlerdeki üretim ve ihracat kapasitesiyle de güçlü bir tedarik ülkesi konumundadır. Avrupa ile Türkiye arasındaki diplomatik temasların aktif hale gelmesi, karşılıklı ticaretin gelişmesini ve Türk ürünlerinin uluslararası pazarlarda daha fazla tercih edilmesini destekleyecektir. Atılan her diplomatik adım, doğru stratejilerle desteklendiğinde yeni ihracat bağlantılarına, daha güçlü ticari ortaklıklara ve Türk şirketlerinin küresel tedarik zincirlerinde daha stratejik roller üstlenmesine katkı sağlayacaktır.”

DIŞ İTİBAR FİNANSMAN MALİYETİNİ DÜŞÜREBİLİR

Küresel ölçekte sıkı para politikaları sürerken içeride de enflasyonla mücadele ve makro-finansal dengelenme sürecinin kararlılıkla yürütülmesi gereken hassas bir ekonomik dönemin yaşandığını hatırlatan GGYD Başkanı Allıoğlu, reel sektörün en sıcak gündemi olan finansmana erişim sorununa değindi. Allıoğlu, “Şirketler için faiz oranlarının seviyesi kadar, ihtiyaç duyulan ölçekte ve vadede krediye erişebilmek de temel bir mesele haline gelmiş durumda. Finansmal dayanıklılık için öz kaynak yapılarını güçlendirmek ve nakit akışını sıkı yönetmek şart. Bu düğüm sadece şirketlerin kendi iç imkanlarıyla çözülemez” diye konuştu.

GGYD Başkanı Nezih Allıoğlu, şirketlerin küresel ticaret düzenine uyum sağlamasının önemine dikkat ederek, uyarılarını şöyle aktardı:

“Türkiye’nin uluslararası alandaki güvenilirliğinin ve itibarının güçlenmesi, Türk şirketlerinin dış finansmana erişim koşullarını da doğrudan etkileyebilir. Üst düzey toplantılara ev sahipliği yapmamız, şirketlerimizin uluslararası piyasalardan döviz bazlı finansman veya kredi arayışına girdiğinde daha uygun maliyetlere ve daha geniş kaynak imkanlarına erişmesine katkı sağlayabilir. Bu dönemde şirketlerimizin finansal yapılarını güçlendirirken ihracat pazarlarını çeşitlendirmeleri, verimliliklerini artırmaları ve Türkiye’nin lojistik avantajını küresel rekabet güçlerine dönüştürmeleri gerekiyor. Önümüzdeki dönemde rekabeti sadece güçlü bilançosu olan şirketler değil; finansmana erişebilen, farklı pazarlara ulaşabilen ve değişen küresel ticaret düzenine hızla uyum sağlayabilen şirketler kazanacak.”

KÜRESEL PAZARLARIN KAPISINI ARALAMAK İÇİN ÇALIŞIYORUZ

Değişen dünya dengeleri karşısında GGYD'nin orta vadeli stratejilerini de paylaşan M. Nezih Allıoğlu, dernek olarak önceliklerinin Türkiye genelindeki girişimci ağını büyütmek ve üyeleri yeni ekonomik düzene hazırlamak olduğunu belirtti. Bugün genel merkez ve 6 şubeyle birlikte 7 ilde, yaklaşık 1300 üyeyle faaliyet gösterdiklerini ifade eden Allıoğlu, yeni nesil ticaret modellerine uyum sürecini şu sözlerle özetledi:

“Üyelerimizin ticaret hacmini artırmak, dijital ve yeşil dönüşüm başta olmak üzere geleceğin iş modellerine uyumlarını desteklemek amacıyla uzman buluşmaları, çevrim içi toplantılar ve sektörel etkinlikler düzenliyoruz. Ayrıca bakanlıklar, vergi uzmanları ve büyükelçiliklerle temas kurarak üyelerimizin taleplerini ilgili mercilere iletiyor, yurt dışına açılmalarına katkı sağlamaya çalışıyoruz. Hedefimiz, üyelerimizin yalnızca Türkiye’de değil, küresel pazarlarda da daha rekabetçi hale gelmesini desteklemektir. Türkiye’nin sahip olduğu bütün potansiyeli yüksek katma değerli üretime, ihracata ve sürdürülebilir kalkınmaya dönüştürmek için kamu ve özel sektör ortak vizyonuyla çalışmaya kararlılıkla devam edeceğiz.”

Muhabir: Nursel Dilek Manavbaşı